Savaş ve düzen üzerine

Gazetelerde, ya da günlük konuşmalarda ‘ABD, İsrail- İran savaşı’ nitelemesiyle cümleler kurmak pek çok insana doğalmış gibi gelebilir. Savaşa daha dikkatli bakan gözler ise cümleyi şöyle de kurabilir: ‘ABD ve İsrail’in İran’a karşı saldırısıyla başlayan savaş.’ Oysa her iki durumda da bugünkü savaş üzerine olan gerçeği doğru bir biçimde ifade etmemiş oluruz. Çünkü buna ABD, İsrail, İran arasındaki savaş desek, durumu birbirine savaş açan güçler olarak eşit sorumlulukta tanımlamış oluruz. Cümleyi ‘ABD ve İsrail’in İran’a karşı saldırısıyla başlayan savaş’ desek, bu kez aralarında sorun bulunan ülkelerin birisinin veya birkaçının bu sorunları savaş yöntemiyle çözmeye karar verdiğini ve saldırdığını ifade etmiş oluruz. Burada ilk cümleden farklı olarak saldırganın kim olduğunu üzerine bir fikir edinmiş oluruz.

Oysa savaşları, savaşın o anki resmini çeken -şunlar savaşıyor- ifadelerle, ya da saldırganın kim olduğunu belirlemekle tarif ettiğimizde var olan gerçeği ifade etmekten uzağız demektir. Çünkü savaşlar ne önce kimin saldırdığıyla ne de şu güçler şu sorun nedeniyle -örneğin nükleer konusu-savaşıyorlar diye tarif edilemezler. Ama örneğin cümleyi şöyle kurduğumuzda bugünün dünyasını ve onun üzerindeki savaş gerçeğini daha açıklıkla ifade etmiş oluruz: Yani ‘ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı emperyalist saldırı…vb.’ Burada sadece saldırganlar tarif edilmemiş, saldırıyı gerçekleştirenlerin niteliği de tarif edilmiş, savaşın emperyalist politikaların bir sonucu ve devamı olduğu, İran’ın bu saldırıya karşı kendini savunma ve karşı saldırıya geçme hakkını da bir biçimde ifade etmiş oluruz. Gerisi artık ayrıntıları ve gelişmeleri tanımlama üzerine kurulan cümleleri peş peşe sıralamaya kalmıştır.

Bütün bu ayrıntılar önemli midir? Neden bu ayrıntılarla uğraşalım ki? Bunun kime ne faydası var? İşte olaylar gözümüzün önünde olup bitiyor.........

© Evrensel