Majesteleri, muhalefetini arıyor |
Erdoğan sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Türk demokrasisinin inşallah önümüzdeki dönemde hak ettiği olgunlukta, kalitede ve vizyonda bir ana muhalefete kavuşacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı ve bu bazı yorumcular tarafından “Mutlak butlan geliyor” diye yorumlandı. Bazı belirtilere bakıldığında bu yorumun yanlış olduğu söylenemez. Saray rejimi ‘kendi’ muhalefetini, bir tür ‘majestelerinin muhalefeti’ni epeydir arıyor ve ortaya çıkan bazı olgulara bakılırsa ana muhalefet partisi CHP’ye ağır bir darbe vurmaya hazırlanıyor. Önce bu belirtilerin neler olduğu üzerine kısa bir değerlendirme yapalım.
Bu belirtilerin ilki İBB soruşturmasını yürüten savcının adalet bakanlığına atanmasıdır. Ama tek başına bu atama ona toplum nezdinde bir “meşruiyet” kazandırmaz. Topluma önce “Adaletli işler yaptığının” kabul ettirilmesi gerekir. Yıllardır üzerine gidilmeyen Gülistan Doku’nun katledilmesi olayının birdenbire ortaya atılması toplum nezdinde bakana bir yer açılması operasyonun ilk ayağıdır. Bu davanın ucunun iktidarın adamlarına dayandığı bir gerçektir. Ama orada bir kâr-zarar hesabı yapılmış, bazı fedalar göze alınmıştır. Savunması da bellidir: “Biz böyle işlere musaade etmeyiz.”
Ama bu yetmez, butlanda görev alacakların da hazırlanması gerekir.
İkinci belirti: CHP eski genel başkanının medyada daha görünür hale gelmesi, ortaya çıkan her fırsatın bu amaçla değerlendirilmesidir. Cindoruk’un cenazesine İstanbul kayyımı ile gelmesi, CHP’nin bugünkü genel başkanını görmezden gelmesi tesadüfi değildir. Ama bunlar da tek başına ona -hiç değilse CHP’nin bir bölümü açısından- ‘meşruiyet’ kazandırmaz. Elinde iktidarın oyuncağı olmadığını “Muhalif olduğunu kanıtlayan bir belge” de olması gerekir. Ve bu ‘belge’ kendisine bir mahkeme kararı olarak verilmiştir: O artık Erdoğan’a hakaretten ceza almış bir siyasidir. Bundan daha ‘sağlam’ muhalif belgesi mi olur?
İktidarın hesabı belli. Kendisine CHP’nin başında olduğu sürece kolaylıklar sağlamış genel başkanı yeniden CHP’nin başına oturtmak ve ondan majestelerinin muhalefeti olarak görev yapmasını istemek. Ama bu adımın kitleler nezdinde bir karşılığı olabilir mi? Geçmiş tecrübeler olmayacağını gösteriyor. Halkın geniş kesimleri Erdoğan’a yarayacak her çıkışı mahkum ediyor ve muhalefet içinde saymıyor. Bu kez de öyle olacaktır.
Elbette CHP yönetiminin olası bir mutlak butlan kararı karşısında alacağı tutum da son derece önemli. Bu tutumun kilit noktası, kitle mücadelesini temel talepler temelinde her türlü yol ve araçla güçlendirmek, ana gövdesiyle birlikte demokrasiyi ve özgürlükleri elde etmeyi amaçlayan radikal bir muhalefet çizgisine oturmak olacaktır. CHP’nin atanmış yönetimiyle onu meşrulaştıracak hiçbir ilişki kurmamak, onu İstanbul kayyımı derekesine düşürmek, açıkça mahkum etmek doğru bir tutum olacaktır.
Saray rejiminin atağa kalktığı diğer bir alan demokratik ve sınıfsal muhalefetin temsilcilerine yönelik. Gazeteciler tutuklanıyor, TV’ler tehdit ediliyor, kapatılıyor, mücadeleci sendika yöneticileri işçilerin haklarını savundukları için tutuklanıyor. Bu, ‘Zaten oluyordu’ diye geçiştirilecek mesele değildir. İktidar işçi ve emekçi halka yönelik topyekûn bir saldırı içindedir ve son zamanlarda bunların şiddeti ve yaygınlığı artmıştır. Muhalefeti bütünüyle susturmanın adımlarıdır ve bağlandığı amaç açık seçik bir diktatörlük rejimidir; bunun zamanının geldiği hesaplanmaktadır.
Saray rejiminin hesapları kısaca bunlar. Ama bu hesapları zayıflatan etkenler de harekete geçmiş durumda. Saray’ın Trump’tan aldığı söylenen “meşruiyetin” özellikle İran saldırısı sonrası hiçbir kıymeti kalmamıştır. Dünyanın neredeyse tamamının sözel veya özsel Antitrumpçı olduğu bir dönemde Amerikancılığa hız vermek, NATO savunuculuğu yapmak gücün değil, güçsüzlüğün kanıtıdır.
Macaristan seçimlerinin sonuçları diğer bir etken. Yeni gelen iktidarın niteliğinden ve yapacaklarından bağımsız olarak sadece diktatörlük heveslisi Orban’ı devirmesi bile rüzgarın farklı yönlerden estiğine işarettir.
Ülke içinde ise halk kitlelerinin yoksulluğu ve sefaleti derinleşmekte, iktidara karşı öfke büyümektedir. Genel olarak demokrasi ve özgürlük için mücadele eden tüm muhalefet halkın doğal temsilcileridir ve bu öfkenin ve mücadele potansiyelinin akacağı mecrayı bulmak durumundadır. İktidar Kürtlere de Türklere de demokrasi tanımayacağını her kesimin anlayacağı bir biçimde ortaya koymuştur. Ufukta ne demokrasi ne de ekonomik rahatlama var.
Yaklaşan 1 Mayıs işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin bu tepkiyi ülkenin her alanında, her sokağında, her fabrika ve iş yerinde açığa vurması için bir olanaktır. 1 Mayıs’ı Saray rejimi ve onun uyguladığı politikalarla hesaplaşmanın doruğa çıktığı bir güne ve sonrasında güçlü bir dalgaya dönüştürmek mümkün. Bu nedenle bu 1 Mayıs olağan bir 1 Mayıs değildir. Hazırlığından gösterilerin militanlığına, kitlesel katılımı sağlamaktan halkın bilinç ve örgütlülüğünü bir adım öteye sıçratmaya, işçi sınıfını daha şiddetli sarsıp uyandırmaya kadar gösterilecek her çaba, harcanacak her enerji kesinlikle boşa gitmeyecektir. Tarihsel günler yaşandığının bilincinde olarak hareket etmek gerekiyor.