Eşitlik mücadelesi, şiddet, taciz ve ILO 190
New York’taki dokuma fabrikası işçilerinin çalışma koşulları ve düşük ücretlere karşı başlattığı grev sırasında 129 kadın işçinin üzerlerine kilitlenen fabrikada yanarak can verdiği tarihin üzerinden 169 yıl geçti. İkinci Enternasyonal’e bağlı Sosyalist Kadınlar Konferansında Clara Zetkin’in önerisiyle, dokuma fabrikası yangınında ölen işçi kadınlar anısına 8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak anılması önerisinin kabul edilmesi ise tam 116 yıl önceydi. 8 Martlar 116 yıldır Dünya Emekçi Kadınlar Günü, bir mücadele günüdür.
Kadınların eşitlik mücadelesi çok boyutlu ve yaşamın bütün alanlarını kapsıyor. Bu mücadelenin bir yanını da çalışma yaşamındaki şiddet ve tacize karşı mücadele oluşturmaktadır. 8 Mart’ın hemen öncesinde gazetemizde yer alan bir haber, iş yerlerindeki cinsel tacizin boyutunu göstermekle kalmadı, yargının, kolluğun ve iktidarın yaklaşımını da ortaya koydu. Bir kadın işçi, 2024 yılının kasım ayında, Gaziantep’teki bir tekstil fabrikasında çalıştığı dönemde, fabrikanın patronu tarafından tacize ve basit düzeyde cinsel saldırıya maruz kaldığını belirterek şikayetçi olmuştu. Bir yıl sonra, 2025’in kasım ayında ise şikayetinin sonuçlanmamasına, bir yıl boyunca iddianamenin hazırlanmamasına avukatıyla birlikte tepki göstermişti. İşte bu nedenle kadın işçi ve mesleğinin gereğini yapan Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikasının (BİRTEK-SEN) vekili avukat arkadaşımız Esmer Özer ifadeye çağrıldı.
Rakamlarla eşitsizlik, taciz ve şiddet
Bu vaka tekil bir örnek değil. 2024 yılında Özyeğin Üniversitesi ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) iş birliğiyle yürütülen bir araştırmaya göre çalışma hayatı boyunca kadınların yüzde 41’i psikolojik şiddete, yüzde 29.1’i fiziksel şiddete, yüzde 26.5’i ise cinsel şiddete maruz kalmıştır. Son bir yılda cinsel şiddete uğradığını söyleyenlerin oranı da yüzde 12’dir. İş yerlerinde kadın işçilerin maruz kaldığı cinsel şiddet, geçmişin sorunu değil, milyonlarca kadının devam eden sorunudur.
Elbette eşitsizlik, taciz ve şiddet istihdam rakamlarına da yansıyor. TÜİK’in 2024 verilerine göre, kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 36.8; erkeklerin oranı ise yüzde 72’dir. Kadınların istihdam oranı yüzde 32.5 iken, erkeklerde bu oran yüzde 66.9’dur. Kadın işsizlik oranı da erkeklerden yüzde 4.7 daha fazladır.
Çalışma yaşamına ilişkin uluslararası sözleşmelerin imzalanıp imzalanmaması meselesi, iktidarların yaklaşımını ortaya koyan göstergelerden birisidir. Türkiye 1932 yılından bu yana Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) üyesidir. ILO’nun birçok sözleşmesini de imzalamıştır. Ancak çekince koyduğu maddelerle birlikte başka birkaç sözleşmeyi ve 190 sayılı Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’ni imzalamamıştır.
ILO’nun 190 sayılı Sözleşmesi ve 206 sayılı tavsiye kararı 21 Haziran 2019’da kabul edildi. ILO 190, çalışma yaşamında şiddet ve tacize son vermeyi amaçlayan ilk uluslararası antlaşma olması açısından tarihidir. Bu sözleşmeyi onaylayan her üye devlet, herkesin şiddet ve tacizden arınmış çalışma yaşamı hakkına saygı gösterme, bu hakkı teşvik etme ve gerçekleştirme yükümlülüğünü üstlenir.
Sadece 190 sayılı Sözleşme değil, ILO’nun kadınlara yönelik ayrımcılığı önlemeyi hedefleyen, kadın istihdamını teşvik eden, işçi kadınların gebelik ve annelik hakkını koruyucu yönleriyle öne çıkan 156 sayılı Aile Sorumlulukları Olan Kadın ve Erkek İsçilere Eşit Davranılması ve Eşit Fırsatlar Tanınması Hakkında Sözleşme ile 183 sayılı Kadının Doğum ve Doğum Sonrası Çalışması Hakkında Sözleşme de Türkiye tarafından imzalanmamıştır. Yine Türkiye ev işçilerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve haklarının korunmasını hedefleyen 189 No’lu Sözleşme’yi de imzalamamakta ısrar etmektedir.
Türkiye’nin imzalamadığı bu sözleşmelerin ortak noktası, kadın-erkek eşitliğinin yanı sıra yaptırım ve devletin pozitif yükümlülüğünü de içeriyor olmasıdır.
Sorunlar sadece uluslararası sözleşmelerle ve yasalarla çözülmez. Ancak devletin pozitif yükümlülüğünü içeren uluslararası sözleşmeleri imzalamak ve iç hukukta düzenlemeler yapmak, etkili şikayet mekanizmaları oluşturmak, işverenlerin sorumluluğunu artırmak bir iradeyi ortaya koymak demektir. ILO 190’ın yanı sıra 156, 183 ve 189 No’lu sözleşmelerin imzalanması ve uygulanmasıyla, işçi kadınların iş yerlerinde daha güvende olmasının; istihdama katılım ve ücret eşitsizliği dahil eşitsizliklerin azalmasının dayanağı oluşacaktır.
Bu irade ortaya konulmadığı gibi tersi söz konusudur. İş yerindeki cinsel şiddet faili değil, mağduru soruşturulmaktadır. İktidar, iş yerlerinde ayrımcılığı, şiddeti, cinsel şiddeti önlemeyi değil önlememeyi; eşitsizlikleri azaltmayı değil sürdürmeyi tercih etmektedir.
