Temel sorun ve mücadele alanı olarak kayyım ve özgürlük

Yeni yıl geldi. 1 günü geçti bile, oldu 2 Ocak.

2025 hiç iyi geçmedi. 2025 ve yıllar gelip geçti. Birilerinin yerine birilerinin geçmesi hali geçmiş yılların neredeyse ortak özelliği oldu.

Yeni yıla girerken birilerinin birilerinin yerine geçmemesi, birbirinin hakkını hukukunu özgürlüğünü ihlal ve yok etmemesi için bol bol umutta dilekte bulunduk ama umut işi oluruna bırakma halinde tersi bir rol oynayabilir, umudun ötesinde amaçlar koymak ve bunları gerçekleştirmek için çaba göstermek durumundayız. Yeni yılın eskisi gibi geçmesini istemiyorsak, eskilerden dersler çıkararak yeni yıl için temel öncelikte sorunların hatırlanılması ve birilerinin birilerinin yerine geçmemesi için neyle ve nasıl mücadele edileceğinin belirlenmesi uygun olacaktır.

Yeni yılda eski yıllardan kalma ama her geçen yıl daha da şiddetlenen iki sorunun altı çizilebilir. Hangisi ilk sırayı yer alır, sorunlara illa da hiyerarşik bakmak gerekmiyor, bu iki sorun kâr/para hırsının başlıca geçer akçe olduğu bir dünyanın iki yüzü olarak sayılabilir:

1-Türkiye ve dünyada temel ortak bir sorun olarak antidemokratik/ otoriter/ totaliter eğilimler maalesef son yıllarda genel bir artış eğilimine girmiş bulunuyor.

2- Çıkar, koloniyalizm, kapitalizm, emperyalizm olgularına dayalı fetih, yayılmacılık, işgal ve bunların zorunlu uzantıları sömürü ve savaşlar. Son ve sıcak örnekleri Filistin, İran, Yemen, Suriye, Ukrayna, Venezuela örneklerinde, ABD, İsrail, Rusya, Çin başta olmak üzere büyük güçlerin küçükleri ezdiği çeşitli çatışmalar.

Bugün hemen her ülkede aynı zamanda bir iç sorun haline gelen ilkine odaklanmaya çalışacağım.

İlkine dönersek; kayyım meselesi, üniversitelere, belediyelere, tüm kamusal alanlara el koyulması, hatta muhalif medyanın baskılanması ele geçirilmesi, şirketlerin ele geçirilmesi, istediği hakimliğe istediği savcılığa istediği müdürlüğe istediği rektörlüğe istediği valiliğe istediğini ataması, genel olarak kayyım atanması, dahası öğretmen memur atamasına işçi alımına kadar liyakat sorunu, keyfilik, bunda iktidar gücü ve mahkeme gücünün kullanılması otoriterleşmenin en öne çıkan halini gösteriyor. 12 Eylül’den başlayarak, hele de son on yılda çok daha sertleşerek Türkiye güçler ayrımının hırpalanması ve kayyım ile yüz yüze bulunuyor.

Bu “MÜTAMAŞERİK müteahhit, taşeron, tarikat, mahkeme, mafya, şeriatçı şerikliği” nasıl bir rejim tipi oluşturuyor, üniversiteler için ne anlam ifade ediyor, mücadele alanları nedir, her biri kritik bulunuyor.

En azından YÖK örneğinde, 45 yıllık süreçte en öne çıkan sorunlardan biri temel hak ve özgürlüklerin törpülenmesi aşındırılması sayılır ki, sadece Türkiye değil tüm dünyada olumsuz yönde bir gidiş var. Liberal demokrasinin temel ilkelerinden biri olan güçler ayrımının (yürütme, yargı, medya, bilim üniversite ayrımlarının) neredeyse tümden zayıflatılması, kurumsal özerkliklerin ve bilimsel özgürlüklerin her geçen gün daha da tıpranlanması neredeyse tüm dünyada ortak bir sorunu oluşturuyor.

Konunun öneminin, özgürlüğün ne anlama geldiğinin anlaşılması bakımından sadece Hegel’in yorumunu vermek bile yeterli olur. Hegel’e göre insanı insan yapan, toplumu toplum yapan bizzat kendini, kendi aklını fikrini iradesini gerçekleştirme tarihidir. Hegel’e göre bu, tinin özgürlüğü, tinin özgürlüğünün gerçekleşme halidir. Yani insanın kendini/ tinini/ düşüncesini gerçekleştirmesini özgürlüğün gerçekleşmesi olarak görüyordu Hegel. Batı’yı Doğu’dan özgürlükler bakımından ayırıyordu, Doğuda/Asya çöllerinde özgürlük yoktu.

Aradan 200 yıl daha geçmiş. Artık Avrupa da çölleşiyor maalesef.

Bir yerde hak ve özgürlüklerin oluşumu, artışı veya azalışı gösterge olarak siyasal sistemlerin, siyasal rejimlerin durumunu, olumlu olumsuz dönüşümünü gösteriyor.

Hobbes, neredeyse 400 yıl önce, yönetim anlayışlarını/ siyasal........

© Evrensel