NATO 1, 2, 3.0: Türkiye’nin konumu AB-D emperyalizminin devşirmeliği mi?
1826’dan 2026’ya, yeniçeriliğin 200 yıl sonra hatırlanmasının, emperyalizm ve NATO ile bağı nedir acaba?
ABD Başkanı Trump, Ankara’daki 36. NATO toplantısından uçağına doğru giderken ABD savaş uçakları İran’ı bombalamaya gidiyordu. NATO’nun nesnelleşmiş hali, somut hali budur, her şartta Batı’nın emperyalist üstünlüğünü ve yayılmacılığını savunmak, bunu sahada garanti etmek.
NATO, Batı burjuvazisinin paktı olduğundan, farklı emperyalist paktlar olabileceğinden, açık seçik tanımlaması ile NATO Batı emperyalizminin, ABD emperyalizminin hem savunma hem işgal yayılma ordusudur. Savunduğu Batı ABD burjuvazisinin çıkarları, genişlemesidir, savunurken bile doğrudan emperyalist yayılmacılığı korumaya savunmaya çalıştığından savunma halinde bile emperyalist yayılmacılığı garanti eden ordusudur. Özü itibarıyla bir savunma paktı/bloku/ordusu değildir, genel olarak tüm kapitalistlerin yayılması genişlemesi bile değildir, bunlardan sadece Batı kapitalistlerinin yayılma genişleme ordusudur.
NATO sadece cephede bir ordu da değildir, bir konsept, sembol, semptomdur, aynı zamanda ideolojik bir araçtır. Ankara’da mehteran ve yeniçeriler ile karşılanması da bu çapraşık sembollerden birini, anakronik gibi görünse de güncellemesi oldu.
Devşirmeler değil, yeniçerilik yapanlar değil, devşirmecilik kötü
Devşirme sistemi, gayrimüslim, Hristiyan tebaasından (yaygın olarak Rum, Sırp, Arnavut, Bulgar, Boşnak…) esnaf çocukları ve evli olanlar hariç 7 yaş ve üstü genç çocukları toplayarak müslümanlaştırma, enderun/saray ve yeniçeri/askerlik ocaklarına/ hizmetlerine alma sistemidir. Osmanlı genişlemesinde de dağılmasında da ayrı roller olmuştur. Bugün “devşirme” sosyal olarak “olumsuz” bir tını içermekte ise de devşirmeler değil devşirme sistemi esas tartışmayı oluşturmaktadır.
Yeniçeri ocakları modern bilime ve eğitime yenik düştü
1750’lerden itibaren Kırım meselesi, çarlık ordusunun 1770’de Osmanlı ordusunu Çeşme Deniz Muharebesinde ağır bir yenilgiye uğratması, Çanakkale Boğazı’na dayanmaları karşısında Osmanlı Hanedanlığı Fransız Mühendis/Diplomat Baron de Tott’tan yardım istiyor. Baron de Tott’un anıları Osmanlı ordusunu ağır bir şekilde yerse de dönemin gerçekliğini az çok ortaya seriyor.
Yeniçeri ocağı, modern geometri ve mühendisliği yakalayamayan, yeni koşullara uyarlanamayan, geride kalan bir sistem olarak Osmanlı gerilemesinin de bir ayağını oluşturdu, 1750’lerden itibaren modern topçu/ mühendislik/ akademi sistemine geçilmeye başlandı (bugünkü İTÜ’nün de kaynağı). Yeniçeriler bu sisteme tümden adapte edilemedi. Ayrıca 1770’lerde çarlık ordularının Çanakkale’ye dayanması, Yunanistan’ın ayrılması (milliyetçi hareketler), misyoner ve yabancı okulların yaygınlaşmaya başlaması gibi faktörler de böyle bir sistemi sürdürülebilir olmaktan çıkarmaya başladı. 1806 sürecinde çok çatışmalı süreçler oldu. Sonunda yeniçeri ocağı 1826 yılında Sultan II. Mahmud tarafından Vaka-i Hayriye (Hayırlı Olay) diye anılan........
