Türkistan’da Türk düşüncesinin izlerini sürerken – 14

Buhara’da tarihi mekânlar ve medreseler…

Değerli okurlarım,

Değerli dostum Mustafa Saygı’nın Buhara’dan gönderdiği mektupları sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. Bugün Buhara’dan 14’üncü mektubu ulaştı. Bir önceki mektubunda sabahın erken saatlerinde Buhara sokaklarında yaptığı gezintiyi anlatmıştı. Bu mektubunda ise Buhara’nın tarihi mirasını ve kadim dokusunu anlatmaya devam ediyor değerli dostum.

Otelin en üst katında kahvaltımızı yaptık. Büyük bir heyecan ve merak içindeyim. Tarihî mekânları, bir zamanlar ilmin, sanatın ve Türk-İslâm düşüncesinin şekillendiği merkezleri bir an önce görmek; tarihe şahitlik yapan taşlarla konuşmak istiyorum adeta. Geçmiş zamanın ruhuna dokunmak, bir zamanlar insani ve İslami muhabbetin şekillendiği meydanları, sokakları, hanları, kaleleri, medreseleri, minareleri görmek istiyorum. Velhasıl şehrin o büyülü havasını derin derin içime çekmek istiyorum…

Bir taraftan da dünyada “Kubbetü’l-İslâm” unvanına sahip üç şehirden biri olan Buhara’da olmanın hazzını yaşıyorum. Şanslıyım, mutluyum, diyorum kendi kendime.

Otelden çıktık. Semerkant Caddesi’nden şehir merkezine doğru yürümeye başladık. Sabahki aynı güzergâh… Fakat şimdi daha hareketli. Caddelerde insanlar kalabalıklaşmış. Ayaklarımız bizi yine Buhara’nın en güzide mekânlarından biri olan Labi Havuz Meydanı’na getirdi. Sabahki tenhalık yok artık, meydanda hayat başlamış. Şehrin bu tarihî meydanı, 16’ncı yüzyılda Nadir Bey tarafından yaptırılmış. Su, medeniyetin en önemli göstergelerinden biri olmalı ki........

© Eurovizyon