Jeopolitik satranç tahtasında hiçbir sonuç tesadüf değildir.
Uluslararası ilişkilerin en temel kurallarından biri, büyük güçlerin krizleri sadece yönetmekle kalmayıp, onları kendi yapısal çıkarları doğrultusunda bizzat tasarlayabileceği gerçeğidir. Ukrayna krizi ve sonrasında yaşananlar, bu perspektiften bakıldığında, ABD’nin son yirmi yılda attığı en büyük ve en başarılı stratejik hamlelerden biri olarak tarihe geçmiştir.
Bu hamlenin ardındaki mantığı, Avrupa’yı Washington’a göbekten bağımlı hale getiren üç temel sütun üzerinden okumak mümkündür:
1. Enerji Bağımlılığı ve "Kuzey Akım"ın Tasfiyesi
Yıllarca Washington’ın en büyük jeopolitik kabusu, Rusya’nın ucuz doğal gazı ile Almanya’nın sanayi gücünün birleşerek Avrasya’da ABD’den bağımsız bir ekonomik blok oluşturmasıydı. Kuzey Akım 2 projesi, bu entegrasyonun zirve noktası olacaktı.
ABD, bu hattı engellemek için yıllarca diplomatik ve ekonomik baskı uyguladı. Ukrayna krizi, Washington’a aradığı altın fırsatı sundu. Krizin tırmandırılması ve ardından boru hatlarına düzenlenen (failleri hala karanlıkta bırakılan) sabotajlar, Avrupa’nın Rusya ile olan enerji köprülerini havaya uçurdu. Sonuç? Avrupa, sanayisini ayakta tutabilmek için kendi içine sattığından 3-4 kat daha pahalı olan Amerikan LNG’sine (Sıvılaştırılmış Doğal Gaz) muhtaç bırakıldı.Washington, tek bir kurşun atmadan Avrupa gibi devasa bir pazarı kendi enerji tekeline bağladı.
2. Güvenlik İllüzyonu ve NATO’nun Yeniden Canlandırılması
Ukrayna........
