Cumhuriyetin ilanı şüphesiz bir devrimdir…

Özünde” siyasal” olarak nitelendirilen bu devrim; yeni kurulan devletin “milli bir devlet” olması hasebiyle, zamanla kendini kültürel bir devrime dönüştürmüştür…

Çünkü milli devlet, milli bir kültür gerektirir…

Milli kültür ise, tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak gerektirir…

Tıpkı şimdiki Cumhurbaşkanımızın dediği gibi!...

Bununla beraber; aynı bayrak altında, tek millet ve tek devlet olabilmek için de, ortak bir dil şarttır!...

Cumhuriyetin kurucuları bu dili “Türkçe” olarak belirlemişlerdir…

29 Ekim 1923’te aslında ne olduğunu doğru bir şekilde hatırlayalım ve şu yanlış anlamayı ortadan kaldıralım:

Bu hareketten sonra; eski devlet tüm siyasi kurumları ile birlikte hükümsüz kalmış, uluslararası tanınırlığını yitirmiştir.

Yeni kurulan devlete karşı da herhangi bir direnişe geçmemiştir…

Meclisi Mebusan kapanmış, hükümetteki İttihat ve Terakki Partisi dağılmıştır… Padişah ve sarayı tek başına ortada bırakılmıştır!

Anadolu’daki yerel unsurların tamamı birkaç isyan dışında yeni devlete biat etmiştir…

Ankara’da kurulan yeni devletin temsilcileri, Lozan’da kazandıkları uluslararası meşruiyetten de cesaret alarak, saltanatı tanımadıklarını, halifeliğe ise şimdilik dokunmayacaklarını açıklamıştır.

Yani ortada iki devlet vardır…. Biri yıkılan, diğeri de yeni kurulan!...

Eski devletin halkı ile, yeni devletin halkı da aynı halk değildir!

Boşnak, Slav, Bulgar, Arnavut, Çerkez, Makedon, Arap, Rum ve Ermeni başta olmak üzere bir çok etnik unsur, yeni devletin halkı arasında değildir artık…

Yeni devletin halkı büyük bir oranda Türk’tür ve kendini tamamen Türk olarak tanımlamaktadır!...

Elbette bu yeni devlet;

Cumhuriyet devriminin parametreleri böyle şekillenmiştir…

Halkın huzurunu bozan, onu yoksullaştıran, onu cahilleştiren ve onu zayıflatan ne varsa hepsinin kökünü kurutmak için yola çıkılmıştır…

Siyasal devrimin tamamlanmasının akabinde başlatılan inkılapların, Cumhuriyetin “kültürel devrimi” namına yapılan bütün işlerin gayesi tek cümleyle budur…

Bu amaca ulaşalım diye kullanılan yollar, tercih edilen yöntemler ve araçlar tartışılabilir….

Ama bu amacın kendisi tartışmaya açık değildir!...

Bunu bu ülkenin vatandaşı, bu milletin hiçbir evladı tartışamaz!

Avrupa’nın kendini yenilediği ve her yönüyle güçlendiği yıllarda, toplumumuzun ayağına pranga vurmuş, onu gelişmekten ve ilerlemekten alıkoymuş yapıları ve bu yapıları şekillendiren zihniyeti şu yüzyılda bile savunmaya devam etmek ne acı!...

Matbaanın kasıtlı olarak 277 yıl ülkeye sokulmamasına bir şey demeyeceksin;

Memlekette yüzde 0.7 olan okur yazarlık seviyesini artıralım diye yapılan harf devrimini dinsizlikle suçlayacaksın!...

Osmanlıca yazılmış eser sayısı 1928 yılı itibariyle yalnızca 900…

Bunların içinde matematik, fizik, kimya, biyoloji ve tıp başta olmak üzere pozitif bilimlere ait eser sayısı 50’yi geçmiyor!..

O tarihte, Latin alfabesi ile yazılmış ve batı medeniyetini doğurmuş eser sayısı ise milyonlarca!...

Evet, Cumhuriyet bazı düşünce setlerini yok etti, doğrudur…

Ama yok ettiği düşünce bu kör ve bu sığ düşüncedir sadece…

Yüz yıl sonra geldiğimiz noktaya bir bakın:

Osmanlıca bir dil değildir!...

Arapça, Farsça ve Türkçenin karışımından uydurulmuş, ne halka, ne bilime, ne sanata faydası dokunmayan bir bürokrasi ağzıdır…

Arapça bilmek bile Osmanlıcayı öğrenmek için yeterli değildir… Kendimden biliyorum… Her türlü Arapça metni okuyabiliyorum ama kırk yıldır Osmanlıcayı çözemedim!...

Ülkemizde sorumluluk makamlarını işgal edenlerin ideolojik önyargılardan kurtulup, araştırarak, soruşturarak ve düşünerek konuşmaları gerekir…

Ne olur şu hamaseti bırakın!

Hükmünü yitirmiş ideolojilerin at gözlükleri ile bakmayın etrafa…

Cumhuriyetin getirdikleri ile götürdüklerini vicdan terazinizde tartın…

Minnet duymasanız da, bari iftira atmayın!

Bugün yaşadığınız hayatı size miras bırakan ecdadın ve şühedanın kemiklerini sızlatmayın!...

QOSHE - Cumhuriyetin Götürdükleri!… - İsmail Bayram
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Cumhuriyetin Götürdükleri!…

1 2 1
28.10.2022

Cumhuriyetin ilanı şüphesiz bir devrimdir…

Özünde” siyasal” olarak nitelendirilen bu devrim; yeni kurulan devletin “milli bir devlet” olması hasebiyle, zamanla kendini kültürel bir devrime dönüştürmüştür…

Çünkü milli devlet, milli bir kültür gerektirir…

Milli kültür ise, tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak gerektirir…

Tıpkı şimdiki Cumhurbaşkanımızın dediği gibi!...

Bununla beraber; aynı bayrak altında, tek millet ve tek devlet olabilmek için de, ortak bir dil şarttır!...

Cumhuriyetin kurucuları bu dili “Türkçe” olarak belirlemişlerdir…

29 Ekim 1923’te aslında ne olduğunu doğru bir şekilde hatırlayalım ve şu yanlış anlamayı ortadan kaldıralım:

Bu hareketten sonra; eski devlet tüm siyasi kurumları ile birlikte hükümsüz kalmış, uluslararası tanınırlığını yitirmiştir.

Yeni kurulan devlete karşı da herhangi bir direnişe geçmemiştir…

Meclisi Mebusan kapanmış, hükümetteki İttihat ve Terakki Partisi dağılmıştır… Padişah ve sarayı tek başına ortada bırakılmıştır!

Anadolu’daki yerel unsurların tamamı birkaç isyan dışında yeni devlete biat etmiştir…

Ankara’da kurulan yeni devletin temsilcileri, Lozan’da kazandıkları uluslararası meşruiyetten de cesaret alarak, saltanatı tanımadıklarını, halifeliğe ise şimdilik dokunmayacaklarını açıklamıştır.

Yani ortada iki devlet........

© Eurovizyon


Get it on Google Play