Neredeyse herkesin ağzında aynı cümle:
Eskiden Türkiye böyle değildi!
Evet maalesef giderek ahlakını yitiren, değerlerin değersizleştirildiği düzenin çemberi giderek genişliyor.
Ahlak, vicdanımızla toplumun adalet duygusu arasında kurulan görünmez bir bağ değil midir?
Bana göre öyle.
Ancak bu durum bozulduğunda, doğruyla kazananın, haklı olanla güçlünün yer değiştirmesine, sonuçta kötü rol modeller de olsa “güçlü karakterler”in kutsanıyor.
Şunun altını kalın kalemle çizelim…
“Dürüst olmak” saflık değildir.
Yalan söylememeyi inanç perdesinde tarifleyenler ahlakı görmezden gelebiliyor.
Ahlak yoksunluğunu bir kadının kısa eteğinde, bir çiftin sokakta öpüşmesinde görenlere tavsiyem şudur ki…
Söylediği ile yaptığı örtüşmeyen, yanlış yaptığında bedel ödemeyenler çoğaldıkça “Doğru olmak değil, yakalanmamak önemli” anlayışı egemenliğini ilan ediyor.
Eğer adalet herkese eşit işlemezse ahlak bir süre sonra yük haline geliyor.
Bunu neden yazdığıma gelince…
Bir siyasi parti üyelerinin çoğunlukta olduğu ortamda, “Senin de sevdiğin şu isim aday olursa oy verir misin?” sorusu yöneltildiğinde, “Hayatımda sağ partiye oy vermedim, bundan sonra da vermem. Bunun aksini söylemem durumunda yalan söylemiş olurum” ifadem, belki bazılarını rahatsız edebilir…
........
© Eskişehir Anadolu
visit website