We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne

1 4 0
26.06.2019

Allah'a inanan her mümin hayatını ehlisünnet itikadı doğrultusunda amel işleyerek tanzim etmesi gerekir. Aksi halde son nefeste imanla göç etmek nasip olmayabilir. Dikkat edin nasip olmayabilir dedik. Çünkü son nefeste hiç kimsenin imanla göç etme garantisi yoktur. Dolayısıyla iman hususunda ümitle ümitsizlik arası bir konumda bulunmakta fayda var. Bu demektir ki ne ümitsizliğe kapılıp ibadet boşlansın ne de aşırı ümit var olup teat ve ibadetlerde gevşek davranılsın. Gerçektende imanda rehavete kapılmak ibadette gaflet ve gevşekliği beraberinde getirebiliyor. Şöyle bir etrafımıza dönüp baktığımızda:

- Başlangıcı iyi ama sonu felaket,

-Başlangıcı kötü ama sonu çok iyi,

-Hem başlangıcı hem de sonu iyi olan insanlardan müteşekkil tasnifle karşılaşabiliyoruz.

Elbette ki bu tasnifin ikinci kısmı için Allah sonumuzu hayır etsin niyazında bulunmak temennisinden başka elimizden bir şey gelmez. Ama üçüncü kategoride yer alan temenniden öte çalışılarak elde edebilecek bir istikamet çizgisidir. Üstelik bu üçüncü hem ölmeyecekmiş gibi dünyaya hem de yarın ölecekmiş gibi ahrete çalışmak gerçeği ile yüzleşmek de vardır. Zaten yüzleşildiğinde ister dünyalık işler olsun isterse ahretlik hiç fark etmez işi son ana bırakmamış oluruz. Hele işin ucunda birde iman söz konusu olunca ha bugün ha yarın derken işi şansa bırakmak olur ki, bu bizim için bir felaket doğuracağı muhakkak. Ölümün ne zaman ne şekilde vuku bulacağı belli değil, her an kapımızı çalabilir de. Allah korusun ölüme hazırlıksız yakalandığımızda imanımız her an gümbürtüye gidebilir. Öyle ya, madem dinimiz akide üzerine kurulu, o halde itikadımızın gereğini yapmakla mükellefiz. Nasıl mı? Mesela fıkhı konularda kafa yormuş bir ulema düşünün, ibadet, ukubat ve muamelat gibi konularında hata yaptığında dinimizce hoş görülebiliyor, ama mevzu akaid konusu olunca asla hoş görülmez. Hatta dinimizde hoş görülmesi bir yana akaidin ihtilaf konusu edilmesi bile bidat kapsamında değerlendirir. Hem nasıl hoş görülsün ki, iman parçalanıp dilimlere ayrılan bir nesne değil ki üzerinde ihtilaf edilsin.

Anlaşılan iman hususu hassas bir konu, üzerinde pek ihtilaf edilmeye gelmez. Şayet ihtilaf konusu edilip hata edilirse bu küfürdür. Fakat elfaz-ı küfür türünden kasıtsız ve sehven söylenilmiş sözler bundan istisnadır. Yine de sehven söylenilmiş olsa dahi tövbe edilmesi gerekir. Keza buna dil sürçmesiyle söylenen küfür sözlerde dâhildir.

Bir mümin düşünün ki baskı altında küfür söz söylemek zorunda kalmış, peki bu duruma ne demeli, elbette ki bu kişi baskıya maruz kaldığı için kâfir olmaz. Delil mi? İşte Ammar bin Yasir’in başına gelenler bunun en bariz delili. Malumunuz müşrikler, Ammar bin Yasir’e işkence yapıp kafasını birinci ve ikinci daldırışlarda suya soktuklarında o yine Kelime-i Tevhidi ikrar etmekten geri durmayacaktır. Ta ki üçüncü daldırışa gelindiğinde artık takati kesilip diliyle:

- O peygamber değildir demek zorunda kalacaktır.

Tabii o anda Ebu Cehil’in gözlerinde zafer şimşeği çakıp şöyle der:

- Ha! Şimdi oldu, yoksa sende tıpkı baban ve annen gibi pisipisine gidecektin.

İşte çirkeflik bu ya, müşrikler bununla da yetinmeyip bu kez Ammar bin Yasir’e ‘Lat ve Uzza Tanrıdır’ lafını da zorla söyleteceklerdir.

Tabi Ammar bin Yasir ikrarın akabinde nefes nefese soluğu Habib-i Ekrem’in yanında alıp huzura çıktığında şöyle der:

“ - Ya Rasulullah! Bu kelamı zorla söylettiler, şimdi düşünüyorum da benim halim nice olacak?”

Habib-i Ekrem (s.a.v);

“ - Ey Ammar! Hani takatinin kesildiği anda o sözleri sarf ettin diyorsun ya, peki o esnada kalbinin sesi nasıldı?”

Ammar bin Yasir tutku gözyaşları eşliğinde cevaben şöyle der:

“ - Ya Rasulullah! İnanın kalbim hep seninleydi.”

Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.v) bu cevabı sözler üzerine:

“ - Bak Bilal, şayet sana tekrar baskı yapıp zorlarlarsa yine söyle, sakın çekinme” der.

Ammar bin Yasir bu sözleri işittiğinde derin bir oh çekip kendine gelirde. Nasıl kendine gelmesin ki, aksi cevap alsaydı sürekli kafası ‘acaba imanımı kaybettim mi’ saikiyle içten içe yanıp tutuşacaktı. Neyse ki Allah Resulünün sözleri hem kendisini hem de bu vesileyle tüm Ümmet-i Muhammedi bağlayacak hüküm hale gelir. Nitekim Yüce Allah bu hususta: “Kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâr ederse, -kalbi iman ile dolu olduğu halde inkâra zorlanan müstesna- fakat kimin küfür ile gönlü seviniyorsa, işte onların üzerine Allah’tan bir gazap vardır ve ayrıca onlar için büyük bir azap vardır (Nahl 106)” beyan buyurmakla hükme bağlanmış olur. Yani “her kim küfür hayatına dönerse… Ancak kalp iman huzuruna ermiş olarak zor karşısında diliyle küfür kelimesini söyleyen böyle değildir” hükmünce hiç kimse çıkıp da bundan böyle Ammar dinden döndü ifadesini söyleme cesaretini kendinde bulamayacaktır.

Keza bir mümin düşünün ki, bir başkasına küfür söz söylemesi için telkinde bulunmuş, elbette ki böyle bir kişinin savunulacak hiçbir tarafı yoktur, küfre girmesi de gayet tabiidir. Düşünsenize el insaf, kendisi küfür söz söylemeyecek ama bir başkasına söyletmede beis görmeyecek. Oysa bu tutum düpedüz imanla dalga geçmek anlamına gelir ki, bir bakmışsın imanı uçuruvermiş. Ki; ahır zamanda iman kor ateş olup elde tutması zor olacak ta. Madem ahır zamandayız, o halde iman hususunda Ammar bin Yasir örneğinde olduğu gibi üzerinde bir değil, iki değil, üç değil,........

© Enpolitik