We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat

11 5 13
18.04.2019

Yunus ne güzel ifade etmiş şeriat ve tarikatı:

''Şeriat, tarikat yoldur varana

Hakikat meyvesi andan içeri''

İşte Yunus'un deyişlerinden de anlaşıldığı üzere tarikat bir yoldur. Öyle ki; Allah'a ulaştıran bir yoldur. Ancak Allah'a ulaşmada gerek şeriat olsun gerekse tarikat olsun gaye değil sadece vasıtadır. Şayet vasıtalar gayeleştirilirse Allah'a ulaşmak bir yana küfre düşme tehlikesi söz konusudur.

Bakınız, Allah Resulü (s.a.v.) İslam nedir sorusuna ne buyurmuş:

-Namaz, Oruç, Zekât, Hac ve Kelimeyi şehadet'' diye beyan buyurmuştur. İman nedir sualine ise:

-Allah’a, Meleklere, Kitaplara, Peygamberlere, Ahrete ve Kadere (Hayır ve şerrin Allah'ta geldiğine inanmak) iman etmek'' diye beyan buyurmuşlardır. Yine Peygamberimize (s.a.v) ihsan nedir diye sual edildiğinde de:

-Allah’ı görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Zira her ne kadar sen O'nu görmesen de, O seni muhakkak görür'' beyan buyurarak tasavvufa işaret etmiştir. Anlaşılan o ki, tasavvuf ihsan demektir.

Tekrar sual edildiğinde;

-Ya Resulullah madem öyle bize birazda kıyametten bahset.

Allah Resulü (s.a.v.):

-Bu meselede sorulan, sorandan daha âlim değil diye cevap verir.

Keza bu kez:

-O halde kıyamet alametleri nelerdir diye sual tevdi edildiğinde ise;

Allah Resulü (s.a.v.):

-Cariyenin kendi sahibesini doğurması, yalın ayak, çıplak ve yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir diye karşılık verir.

Derken sualleri soran gittikten sonra, Allah Resulü yanında duran sahabeden Ömer İbnu'l Hattab'a dönerek:

-Ya Ömer! O sual soranın kim olduğunu biliyor musun?

Hz. Ömer (r.a):

-Allah ve Resulü bilir der.

Allah Resulü bunun üzerine tebessümle:

-O Cibril’dir. Size dininizi öğretmeye gelmiş buyurdular.

İşte yukarıda karşılıklı soru cevap ilişkisinden çıkaracağımız ders şudur ki: her şey ''İman-İslâm-ihsan'' gerçeğinde gizlidir.

Bir insan düşünün ki, şayet o insanda iman ve İslâm olur da, ihsan olmazsa bu üçlü sacayağının eksik kalacağı muhakkak. Nitekim İhsan sacayağının gereği olarak öyle Allah'a ibadet edeceksin ki; O'nu görür gibi ibadet edebilesin. Ki; bu hal binlerce insandan belki bir kişiye nasip olacak bir durumdur.

Peki ya İslam ve iman? Malum, İslam itaat ve ibadet kapsamında değer kazanırken, iman ise hem nur hem de kuvvet kaynağı olarak değer kazanacaktır.

Evet, Allah'a görür gibi amel etmek tasavvufi hayatın ta kendisidir. Kelimenin tam anlamıyla; İslam-İman-İhsan üçlü sacayağı Allah'a ulaşmak için sıçrama vasıtalarıdır. Zaten Cümle meşayih İslam, İman ve İhsan ölçüsünce hareket etmişlerdir. Bilhassa tarikattan maksat ise Allah’ın rızasını kazanmak ve O'na vasıl olmaktan başka bir şey değildir. Zira Hünkâr Hacı Bektaşi Veli'nin işaret ettiği, yani Allah'a (c.c.) vasıl olmada dört kapı sırasıyla şudur:

- Şeriat

- Tarikat

- Marifet

-Hakikat’tir.

Anlaşılan odur ki; bu söz konusu mertebeleri aşmadan Allah Resulü'nün (s.a.v.) tarif ettiği ihsan (tasavvuf) mertebesini idrak etmek mümkün gözükmüyor. Onun için Allah dostları tasavvuf ilminin kal (söz) ilmi olmayıp hal (yaşayarak idrak edebilecek) ilmi olduğunu beyan buyurmuşlardır. Madem öyle, şimdi tam da tarikat hakkında hükmümüzü Allah'ı görür gibi ibadet etmenin adıdır dersek yeridir. Ki, bunu ancak yaşayan bilir, yaşamayansa sadece kabuğu ile oyalamaktır deriz. Nitekim bu durumu örneklendirdiğimizde tıpkı balı tadanla tatmayan arasındaki fark gibi bir gerçekle yüzleşiriz.

Peki ya Şeriat? Malumunuz Şeriat'ın lügat manası dinin zahiri (çıplak) manasını bünyesinde taşıyan kurallar manzumesi olup bu bir anlamda İslam'ın zahiri hükmü manasına gelen bir kavramdır. Yani şeriat daha çok zahire hükmetmektedir. Böylece bu tanımlardan hareketle dinin zahiri uygulama yönünü idrak etmiş oluruz. Ancak dinimizin zahiri veçhesini kavrayabilmek için İslami ilimleri tahsil etmemiz de gerekiyor. Çünkü İslam’ın on iki ilim başlık altında incelenen tüm dallar şeriatın zahiri veçhesini oluşturmaktadır. Misal mi? İşte tefsir, kıraat, hadis, fıkıh, kelam, mantık, siyer, sarf, nahiv, belagat ve mezhepler tarihi gibi bir dizi ilimler şeriatın zahiri yönünü ortaya koyan tipik göstergeleridir zaten.

Anlaşılan o ki; Hakk'a giden yolda şeriat, tarikat, marifet ve hakikat basamaklarını ‘İslam-İman-ihlâs’ üçlü eksenine göre yaşadıkça aşılabiliyor. Her ulvi basamağı aşmak için de:

- İlmel yakin (Zahiri ilimler)

- Aynel yakin (Gözleme dayalı ilim)

- Hakkel yakin (Bizatihi hissedilen ve yaşanılan ilim) basamakların bir bir geçmek gerekiyor. Mesela elmayı tarif etmek ilmel yakindir, elmayı gözlemlemek aynel yakin, elmayı bizatihi ısırıp tadına varmak ise hakkel yakin halidir. Derken bütün bu mertebeler İslam’ın ışığında yerli yerine oturur da. Zira Kur'an'ı Muciz'ül Beyan ve Sünnet-i Seniye İslam'ın en temel iki kaynağıdır. Zaten kaynağını Kur'an ve hadisten almayan her oluşum yıkılmaya mahkûmdur. Nitekim Hazreti Mevlana’nın; ''Bir ayağımız sımsıkı şeriatta, bir ayağımızla dolaşırız yetmiş iki milleti pergel gibi'' diye buyurması bu gerçeğe işarettir. Hiç kuşkusuz her şeyin başında şeriat vardır. Şayet tüm bu kavramları bir arada düşündüğümüzde şeriat İslam’ın dış gözü, tarikat ise iç gözü mesabesindedir. Dış ve iç gözün birleşmesiyle de marifet doğar. Marifet meyvesinin kemale ermesi sonucunda da Hakikat zuhur eder. İşte bundan dolayıdır ki, Arif Sehreverdi ve Bayezîd-ı Bistâmî (k.s) gibi büyük zatlar; “Kim şeriatı tutup tarikatı bırakırsa fasık, kim de tarikatı tutup şeriatı bırakırsa zındıktır” buyurmuşlardır. Malum İmam-ı Rabbani (k.s.)’de kendi döneminde yaşanan şeriat ve tarikat tartışmalarına açıklık getirerek her iki kavramın etle tırnak misali birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini, bilakis iç ve dış yüzün bir bütün olduğunu beyan etmişlerdir. Böylece kendi döneminde getirdiği bu müthiş açıklamalarla tarikat ve şeriat çekişmelerine son vermiştir. Ki; İmam-ı Rabbani Hz.leri iki bin yılının (Hicri ikinci binin) müceddidi bir âlimdir. Besbelli ki kendisine Müceddid-i El Fisâni denmesi boşa değilmiş. Kaldı ki, O aynı zamanda dine sokulmaya çalışılan bidatlara geçit vermeyen zatta.

Şu bir gerçek; ehlisünnet yolundan ilerleyen Tarikat-ı Âliyyeler ilhamını........

© Enpolitik