We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

İnsanlığın Kurtuluşu

7 3 0
25.09.2019

Aslında hümanizm Rönesans’la ortaya atılan ve çağdaş laisizm kılıfı altında bize yutturulmaya çalışılan bir kavram. Dahası insanlıktan nasibini almamış sözde insan sever insanların insanı hayvan sever ölçüsüne indirgemenin adıdır hümanizm. Eeeh batılılar ne yapsın, yitirmiş oldukları inançlarının yerini dolduracak bir şeyler kalmayınca, sonunda tutunacak dal olarak içi boş hümanizmi buldular. Peki, bu kavrama tutundular da ne oldu, huylu huyundan vazgeçmez misali dünyanın değişik ülkelerinde döktükleri kanlarla tutundukları kavramın bir kılıf olduğu ortaya çıktı. İşte Bosna, işte Çeçenistan, işte Karabağ, işte Filistin, işte Afganistan, işte Irak ve Suriye’de mazlum insanlar üzerinden akıttıkları kanlar bunun en bariz göstergesi zaten. Şimdi sormak gerekir, bugüne dek işledikleri cinayetlerle dosyaları bir hayli kabarık olmasına rağmen, nasıl olurda hiç utanmadan sıkılmadan bize insanlık (hümanistlikten) dersi vermeye kalkışırlar doğrusu şaşmamak elde değil. Oysa buna kargalar bile güler.
Hem onlar kim bize insanlık dersi vermek kim. Bikere bizim insanlık anlayışımızı ölçecek şimdiye kadar daha henüz bir alet keşfedilmedi. Ancak şu kadarını diyebiliriz ki, bizim insanlığımız batılılar gibi pragmatist menfaat ilişki ağına dayalı insanlık değil, bilakis demin dedik ya ölçülemeyecek derecede karşılıksız sevgi üzerine dayalı bir insanlık anlayışıdır. İşte bu anlayışın gereğidir ki, insanı Allah’ın mukaddes emaneti olarak görürüz. Böyle görmeye mecburuz da. Çünkü Yüce Allah (c.c), yarattığı tüm mahlûkat içerisinde sadece insanı ‘eşref-i mahlûkat’ olarak ilan etmiştir. Ama bu demek değildir ki, her insan baş tacıdır. Öyleleri de var ki şeytana pabucu ters giydirirde. Hele insanoğlu yaratılışının başlangıcında ki safiyetinden git gide uzaklaştıkça artık o safiyetin yerini şeytanlaşmış egemen güçler aldı diyebiliriz de. Güç derken, elbette ki kastımız onlara güç atfetmek değildir. Biz biliyoruz ki gerçek kudret ve güç sahibi sadece Yüce Allah’tır. Bunun dışındaki güçler tali ve suni olup keramet kendinde menkul güçlerdir. Dikkat ettiyseniz güçleri sahip oldukları silahlardan, haksız beslendikleri ekonomik kaynaklardan, üstün performansa sahip propaganda malzemelerinden ve küresel boyutta istihbarat ağlarına sahip olmalarından gelmektedir. Dedik ya sakın ola ki buradan onlara güç vehmettiğimiz anlaşılmasın, tam aksine asıl amacımız onların korkak yürekli olduklarının delili diyebileceğimiz onca güç gösterisi donanım ve teknik şova ihtiyaç duyduklarını vurgulamak içindir. Oysa gerçek güç sahibi tüm bunlara ne tenezzül eder ne de ihtiyaç duyar. İhtiyaç duyacağı tek şey insanı yaşatmaktır. İnsanı yaşatan gücün devleti de yaşar, yaşatanı da yaşar. Yok, eğer böyle bir yaşatma ve yaşama diye bir dert tasa yoksa biliniz ki bu kafa yapısı sadece korkak yüreklilere has bir kafadır. Bize ancak cesur yüreklilik yaraşır, dolayısıyla bizim korkak yüreklilerle işimiz olmaması icab eder. Ama ne zaman ki teknik şov egemen güç hale geldi, maalesef gelinen noktada cesur yüreklilikten eser kalmadı da. Bakın, Köroğlu ne de güzel dile getirmiş “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” diye, aynen öyle de Vahşi Batı da teknolojik donanıma ulaştı ulaşmasına ama dünyanın hemen her karış toprağında kan dökmediği yerde kalmadı diyebiliriz. Bu nasıl teknolojik üstünlükse masum insanların üzerlerine fütursuzca bomba yağdırabiliyorlar. Tabii yüreklerinde zerre miskal aşk ve sevgi taşımayan bu korkak yüreklilerden başka bir şey beklemek hayal olurdu. Bakmayın siz öyle Vahşi Batının üst perdeden ikide bir ahkâm kesip insan haklarından ve özgürlüklerden dem vurmalarına, bu tamamen şimdiye kadar işledikleri insanlık cinayetlerini örtbas etmek için ileri sürdükleri sloganik söylemden başka bir şey değildir. Nitekim ‘Yeni Dünya Düzeni’ sloganını irdelediğimizde altından kan ve gözyaşı çıkmakta hep. Vahşi batı kan ve gözyaşı dökerek insanlığı hizaya getire dursun, bize Yunuşçasına aşk ve sevgiyle insanlığın kurtuluşuna vesile olmak düşer.
Bakın, hayvan hayvanlığıyla kurtulurken, insan da ancak ilahi aşk ve sevgiyle yoğrularak kurtulabiliyor. Nasıl ki bir insanı öldürmek tüm insanlığı öldürmek gibiyse, bir insanın kurtuluşuna vesile olmak da tüm insanlığı kurtarmak gibi bir büyük ecir getirici kapı olabiliyor. Düşünsenize bir insanın kurtuluşuna vesile olduğumuzda aynı zamanda o insanın insanlığına kavuşmasına da vesile olmuş oluyoruz. Madem öyle, sözde insanlıktan dem vuran hümanistlere bir çift sözümüz olmalı. Ve bu insan kasabı cellâtlara inat şöyle seslenmeli: Ey insan avcısı karanlık güçler! Artık kirli ellerinizi insanlığın üzerinden çekin. Masum insanların yakasından düşün ki, tüm insanlık ruhunun susuzluğunu giderecek kaynaklara yönelebilsin. Daha hale gözünüz doymadı mı ki; bir yandan moda bahanesiyle defileler tertipleyip kadını cinsel meta ve sömürü aracı hale getiriyorsunuz, diğer yandan da tüm insanları tüketim çılgınlığıyla sarhoş edip telef etmeye devam ediyorsunuz. Bırakınız hayvan hayvanlığıyla kurtulsun insan insanlığıyla. Ne hayvanı insanlaştırmaya çalışın ne de insanı hayvanlaştırmaya. Şayet bu uyarılarımızı dikkate almazsanız biliniz ki er geç yüce Allah (c.c) ‘mazluma umut, zalime korku’ salacak gönüllü fedailerini her devirde çıkardığı gibi bu devirde de çıkarıp üzerinize salacaktır.”
Evet, sakın ola ki sözde insanlıktan dem vuran hümanistlerin cilalı boyalı laflarının cazibesine kapılıp kurtuluşumuzu onların reçetelerinde aramayalım, zaten bizi kurtuluşa erdirecek reçete Müberra dinimizin öğretilerinde ziyadesiyle mevcut. Dolayısıyla Batı kim bize reçete sunmak kim, bikere Batılı filozoflar ne maddede ki mekanizmi, ne bitkideki tropizmi, ne hayvandaki içgüdüyü, ne de insandaki ruhi melekeyi kavrayabilmiştir. Şimdi nasıl olurda bunlar bize yol gösterebilir ki. Nitekim Seyyid Ahmet Arvasi “Peygamber ve velilerin ellerindeki sıcaklığı filozofun soğuk ellerinde bulamazsınız. Filozoflar kesrette bunalırken, Peygamberler tevhit de mutlu olurlar” derken kurtuluşa ermenin ancak vahyin ışığında soluklanan Peygamber kavlinde olduğuna vurgu yapmıştır. Böylece batılı feylesoflar kesrette oyalanıp detaylarda boğulurken, Peygamber kavlince hareket eden bu ümmetin bilge ulemaları da İslam’ın o engin deryasında çokluk içerisinde vahdete yol almakla kurtuluşa ermişlerdir. Allah korusun bilge âlimlerimiz aksi istikamette bir yol takip etseydiler belkide kendi kafalarına göre suni bir din icad edip kendileriyle birlikte tüm ümmetin helakine sebep olacaklardı.
Bakınız Auguste Comte kendi mantığından hareketle insan ruhunda var olan özgürlük tutkusunu kollektif ruhun bir........

© Enpolitik