Hz. Ali Kerremallahu Vechehu

       Hz. Ali (k.v), Peygamberimiz (s.a.v)’in amcası Ebû Talib’in oğludur. Fâatıma bint Esed annemiz evladına kendi babasının adı “Esed” ismini koymuştu koymasına ama Habib-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)   kızı Fatıma’ya Ali ismini telkin etmiş ve ömrün sonuna kadar da bu isimle anılmıştır hep.

        Hz. Ali (k.v)  çocuk yaşta, Allah Resulünün Hatice validemizle birlikte ibadet ederken gördüğünde merakından bu yaptığınız nedir diye sorduğunda bu hususta önce kendisine bilgi sunulduktan sonra bu yola öyle davet edilmiştir. O da cevaben şöyle der. 

        -Hele bir babama danışayım öyle karar veririm. 

        Allah Resulü (s.a.v) aldığı bu cevap üzerine kendisine; 

       -Ey Ali! Olur ya, karar vereceğin aşamada, şayet bu dini kabul etmeyecek olursan yine de bu işi gizli tutmanda fayda var diye tembihler. 

       Tabii Hz. Ali (k.v) kendisine yapılan bu daveti babasına söylemekten vazgeçip ertesi gün Allah Resulünün huzuruna vardığında yaşından büyük akıl dolusu şu sözlerle:

       -Ey Allah’ın Resulü! Yüce Allah (c.c)  beni yarattığında babama mı danıştı ki şimdi ben kalkıp da din hususunda ona danışacak olayım demek suretiyle çocuk yaşta ilk Müslüman olma şerefiyle şereflenen ilk isim olur. 

        Peki ya babası Ebu Talib? O da malum, Müslüman olmaz ama oğluna da bu hususta niye Müslüman oldun diye de her hangi bir telkinde bulunmaz,  tam aksine yeğeni Muhammed (s.a.v)’in “el emin” olduğunu telkin edip itaat etmesini öğütler.

       Ne diyelim, çocuk yaşta iman etme şerefine nail olmak hasleti bu ya,  işte kendisi bu duygu seli içerisinde  “kerremallahu vecheh” sıfatına haiz halet-i ruhiye içerisinde bu kutsi dava için koşturur da. Nitekim ister tanıdık olsun ister yabancı hiç fark etmez, günlerden bir gün Gıfar kabilesinden bir yabancıyı Mekke’de görünce onu üç gün evinde misafir etmeyi kendine vazife edinir.  İlginçtir misafir edeceği kişi tıpkı kendisi gibi cömert ve ilerisinde sahabe halkasının en önemli simalarından biri olarak ismini yazdıracak olan Ebû Zer el-Gıfârî (r.a)'den başkası değildir elbet. Malumunuz Arap geleneklerine göre üç gün boyunca misafire ne için geldin diye sual edilmez. Ta ki Ebû Zer el-Gıfârî (r.a) üçüncü günü dolar işte o zaman kendiliğinden buraya geliş gayesinin Peygamberliğini ilan eden Muhammed (s.a.v)’i görmek olduğunu söyler. Zaten Hz. Ali (k.v)’inin de canına minnet tam da ağzından duymak istediği cümlelerdi bu. Ve hemen bu dileğini yerine getirmek için tez elden misafirini Hane-i Saadette Allah Resulü ile görüşmesini sağlayıp Müslüman olmasına vesile olur da. 

       Tabii ki Hz. Ali (k.v)’in yaşadığı ilkleri sadece bunlarla sınırlı değil, kendine özgü yaşadığı daha birçok ilkleri yaşamışlığı da söz konusudur.  Şöyle ki; Allah tarafından Müslümanlara hicret izninin vahiyle bildirilmesiyle birlikte müşrikler Darünnedva’da Allah Resulünün (s.a.v) katline ferman verip öyle karar almışlardı.  Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) bunun üzerine hemen tedbir almayı elden bırakmayıp; 

     ........

© Enpolitik