HAZRETİ OSMAN-I ZİNNŨREYN |
Fil olayının üzerinden altı yıl geçmişti ki, o sıralarda Afvan b. Eb’il As’ın oğlu Osman (r.a) dünyaya doğa gelir. Dünyaya gelen bu oğul Peygamberimiz (s.a.v) ile aynı soydandırlar ama bir farkladır. Zira Allah Resulü (s.a.v) Kureyş'in Haşimi kolundan dünyaya gelirken, Hz. Osman (r.anh)’da Emevi kolundan dünyaya gelir.
Hz. Osman (r.a) aynı zamanda ilk iman edenlerin beşincisi olarak şereflenmiştir. Öyle ki; onu bu yola Hz. Ebû Bekir-i Sıddîk (r.a) teşvik etmiştir. Hatta:
-Evet deyince hiç tereddüt etmeksizin Hane-i Saadette Peygamberimiz (s.a.v)’in mübarek lisanından okunan ayetlerin nurani etkisiyle bir anda kendini İslam halkasında bulur. Ancak günlerden bir gün amcası Hakem b. Eb’il As, yeğeninin namaz kılarken görünce önce onu uyarmış, sonra da atalarının dinine dönmeyince ağaca bağlayıvermiştir. Derken kendisine yapılan tüm uyarılara kulak asmamanın bedeli olarak tutsak edildiği odanın eşiğine yığılan çalı çırpı ateşlenip duman altı edilmesiyle birlikte baygın düşüp bu durumda el mahkûm su serperek ayıltırlar. Öyle ya, baktılar ki Osman (r.a) aygın baygın halde bile inandığı dininden hiç vazgeçmeyecek gibi gözüküyor, bu kez ne halin varsa gör denilip kendi haliyle başbaşa bırakılır.
Peki ya, şu amcasının Müslüman olduğu dönemlerde ki kişiliği nasıl biriydi derseniz, bir kere her şeyden önce onun İslam’ın fethi yıllarında korku bela boynunun vurulacağı endişesiyle iman etmişlik bir kişiliği söz konusudur. Hatta kendisi İslam dairesine girdikten sonra bile Allah Resulüne her daim üst perdeden yetim gözüyle bakmış kişiliğinin yanı sıra Medine’de Hane-i Saadette konuşmalara kulak kabartıp evin mahremiyetini gözetleyecek derecede bayağı sicili kabarık davranışlarının cezası olarak sürgün edilmiş bir kişidir. Ancak ne var ki gel zaman git zaman Hz. Osman (r.a)’ın halifelik yıllarında başına talih kuşu konup kendisine Kudâ bölgesinde zekât ve sadaka toplama görevi tevdi edildiği gibi oğlu Mervan’a da ayrıcalık tanınıp hilafet mührüyle onurlandırılmıştır. Böylece Hz. Osman (r.a)’ın halifelik yıllarındaki bu tutumu ashab tarafından akrabasını kayırma olarak algılanıp böylece birtakım huzursuzlukların doğmasına yol açmıştır.
Bu arada Hz. Osman (r.a)’ın gençlik dönemindeki hayat hikâyesine baktığımızda ise Efendimiz (s.a.v)’in kızı Rukayye’yi Osman’a nikâhlamasının akabinde Habeş yurduna ailece hicret eyleme şerefine nail olduğunu görürüz. Ancak Habeş yurduna hicret etmelerinin üzerinde çok geçmeden güya müşriklerin nüzul olan secde ayetlere kulak kabarttıklarında secdeye kapandıklarının zannıyla Müslüman olduklarına kanaat getirilip ana yurtlarına dönüş için seferber olacaklardır. Ancak Habeş yurdundan yola çıkan kervan Mekke sınırına yaklaştığında umduklarını bulamayıp yanıldıklarını göreceklerdir. İşte bu asılsız haber üzerine, Hz. Osman (r.a) sil baştan ikinci kez Habeş yurduna hicret etmek mecburiyetinde kalır. Malum daha sonra da Mekke’den Medine’ye hicret emri geldiğinde üçüncü kez hicret etme şerefine nail olur. İlginçtir Medine’ye hicret edildiği günlerde su sıkıntısı baş göstermişti ki, Allah Resulü (s.a.v) bunun üzerine:
-“Her kim ki Rume kuyusunu satın alırsa cennette onun için hayırlı mükâfat vardır” diye beyan buyurduğunda hemen hiç tereddüt etmeksizin kuyu başında Yahudi ile pazarlığa girişen ilk şerefyab isim olur. Böylece yapılan anlaşmayla kuyudan dönüşümlü olarak bir gün Müslümanlar, diğer bir günde de Yahudiler istifade edecektir. Neyse ki Müslümanlar kendi nöbet günlerinde iki günlük sularını stoklayı verirler de Yahudilerin gününde su........