We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Dünya Evinden Mahşere

2 3 0
10.07.2019

Hiç kuşku yoktur ki; beklenen saat dolduğunda şu konuk olduğumuz dünyanın da kendine özgü kıyamet kopuşu kaçınılmazdır. Nasıl ki konuk olan insanın bu dünya evinde misafirliği bittiğinde küçük kıyameti kopuyorsa aynen öyle de bu dünyanın da miadı tamamlandığında tüm bağrında taşıdıklarıyla birlikte büyük kıyameti kopacaktır elbet. Zaten insanın bu dünyada durucu olmaması bir anlamda dünyanın da durucu olamayacağının bir işareti değil mi? Elbette ki işareti. Nitekim doğan ölmek için vardır, ölense dirilmek için vardır. Hele şöyle dünyanın yaratılışından bugüne geldiğimiz noktaya bir baktığımızda daha şimdiden durucu olmadığının işaret sinyallerini veriyor bile. Baksanıza ne mevsimler mevsime benziyor, ne hava havaya, ne de toprak toprağa benziyor. Sanki hemen her şey artık bittim tükendim dercesine sonunu beklemekte adeta.

Kaldı ki dünyada her şey güllük gülistanlık yolunda gitse bile şu da var ki bir kısım ehli sünnet alimleri Adem (a.s)’dan kıyamete dek sürecek total dünya ömrünün yedinci bin sene olduğundan söz etmekteler. Her ne kadar bu öngörülen ömür ayet ve hadisle sabit olmasa da sonuçta ulemanın öngörüsü olması bakımdan bizim için dikkate değerdir elbet. Öyle ya, madem dikkate değer buluyoruz, o halde bu öngörüden hareketle Peygamberimiz (s.a.v)’in de bu dünyaya altıncı binin sonlarında teşrif etmiş olduğunu da göz önünde bulundurduğumuzda dünyanın bundan sonraki geri kalan ömrü bin beş yüzü geçmeyecek demektir. Zira Yüce Allah (c.c) “Kıyamet ne zaman kopacak soranlara; De ki; Herhalde çok yakında” (Ahzab 35, Şura 17–18) beyan buyurmakla ulemamızın bir takım kaynaklara dayanarak dile getirdikleri kıyamet saati vakti öngörüsünün öyle yabana atılır bir öngörü olmadığını güçlendiriyor da. Tabii bizim için kıyametin ne vakit kopacağından ziyade mahşer gününe ne hazırlık yapıp yapmadığımız çok mühim bir hadise olmalıdır. Şayet mahşer günü için iyi bir hazırlık yaptıysak ne ala, yok eğer hazırlık yapmadan bu dünyadan göç ettiysek vay halimize, hele birde şu fani dünyada kendimize Allah için sevecek bir dost edinmeden göçüp gittiysek asıl bizim için kıyamet o vakit kopmuş olacaktır. Nitekim Hz. Enes (r.a)’dan rivayet edilen bir hadiste bu husus şöyle bahsedilmekte:

Bir adam, Hz. Peygamber’e (s.a.v) gelip dedi ki:

-Ey Allah’ın Resul-i! Kıyamet ne zaman kopacak?

Efendimiz (s.a.v):

-Hay yazık sana, kıyamet için sen ne hazırladın ki?

Adam:

-Doğrusu ne fazla bir ibadetim ne de fazla amelim var, tek bildiğim şey Allah ve Resulünü seviyorum olmam der. Tabii bu cevap karşısında Efendimiz (s.a.v):

-O halde siz sevdiklerinizle beraber olacaksın diye müjdeler.

Oradakiler:

-Evet, dediler (Buhari).

Gerçektende Yüce Rabbimizin beyan buyurduğu gibi; “O gün mal ve evlatlar sahibine fayda vermez. Fayda verecek tek şey kalbi selim” (Şuara 88–89) olacaktır.

İlk alametler

Ehlisünnet âlimleri kıyametin ilk alametlerini özetle şöyle sıralarlar;

-Peygamberimiz (s.a.v)’in bu dünyadan göç etmesi,

-Cehaletin hızla yayılması,

-Fakir insanların para kazanmakta ve yüksek binalar yapmada adeta birbirleriyle yarışır olmaları,

-Fitnenin kol gezip etrafı sarıp sarması,

-Zinanın gizli halden çıkıp aleni işlenir hale gelmesi,

-Doğan çocuğun soy sop bağının bilinmemesi,

-Kadınların erkek nüfusuna oranla daha da çoğalması,

-Müslümanların birbirlerinin kuyusunu kazıp düşman kesilmesi,

-Zalim insanların iş başına gelip zulmetmesi,

-Emanet ve liyakatin ehline verilmemesi,

-Eski tabirle zelzele, yeni tabirle deprem gibi sarsıntılarının yeryüzü sathında çoğalması,

-Ahlaki değerlerin erozyona uğrayıp zayıflaması,

-Dünya malına tamah edilip adeta tapılacak derecede meta haline gelmesi,

-Kendini peygamber görecek derecede sapkın sahte kurtarıcıların ortaya çıkıp türemesi,

-Camilerin cemaatsizlikten garip halde kalması,

-Kur’an’ın okunur olmaktan çıkıp duvarlara asılı kalması,

-İnsanın sabah evinden Müslüman çıkıp akşama kâfir olarak dönmesi, ya da bunun tam tersi bir durumun yaşanması,

-İnsanın yaptıklarıyla söylediklerinin bir olmayıp imanını kaybetmesi veya bundan da haberdar olmaması vs.

Büyük alametler

Ashaptan Huzeyfe b. Üseyd el Gıfari (r.a) kıyametin son alametlerini şöyle anlatır:

Bir gün oturup konuşuyorduk, o esna da Allah Resulü yanımıza geldi ve bize ne hakkında konuştuğumuzu sordu, bizde kıyamet hakkında konuştuğumuzu söyledik. Bunun üzerine buyurdular ki;

Şu on şey ortaya çıkmadan kıyamet kopmaz:

-Büyük bir duman insanları saracak,

-Deccal çıkacak,

-Dabbetü’l-arz (bir tür hayvan) çıkıp insanların yüzüne Mümin veya kâfir olduğunu söyleyecek,

-Güneşin batıdan doğması,

-İsa’nın gökten inmesi,

-Ye’cüc Me’cüc taifesinin çıkıp etrafa yayılması,

-Batıda bir bölgenin yerin dibine batması,

-Doğu da bir bölgenin yerin dibine batması, Aden bölgesinden bir ateşin çıkıp, insanları mahşere sürmesi (Müslim, Fiten 128, Ebu Davud, Melahım,3, Tirmizi, Fiten 21).

Ayrıca, Arap yarımadasından bir bölgenin yerin dibine batması ve Mehdi çıkacaktır, yedi sene adaletle hükmedip Hz. İsa ile buluşacak, Deccalı öldürülmede Hz. İsa’ya yardımcı olacaktır. Fakat Hz. İsa ve Mehdi vefat ettikten sonra yeryüzü tekrar küfre gark olacak, zulüm tekrar istila edecek, böylece Allah Teâlâ’nın Yemen tarafından göndereceği yumuşak ve hoş bir rüzgârla hayatta olan bütün Müminlerin ruhlarını kabz edecek, dolayısıyla kıyamet kâfirlerin ve şerli insanların üzerine kopacaktır (Müslim).

Keza Seyda Hz.leri (k.s) de bir sohbetlerinde kıyamet hakkında şöyle buyurmuşlardır: “Kıyametin küçük alametleri zahir olmuştur, artık şimdi sıra kıyametin büyük alametlerine gelmiştir ve haktır. Dumanın, Mehdi’nin ve Deccal’ın çıkması, İsa (a.s)’ın inmesi, Ye’cüc ve Me’cüc’ün, Dabbetü’l-arz’ın çıkması, Kur’an’ın silinmesi ve Kâbe’nin yıkılması gibi pek çok zahir olacak hadiseler kıyametin büyük alametleri olarak vuku bulacak. Artık ahir zamandayız, kıyamet arasındayız, çünkü sadece geriye büyük alametler kalmıştır.”

Peki ya, bu hususta mukaddes kitabımız Kur’an’da ne buyrulmakta derseniz, bilhassa Kur’an’da Tekvir süresinin 1–13 ayetlerinde geçen “Güneş kör bir nokta gibi tortop olunca, yıldızlar soluklaşınca, dağlar yürüyünce, kıyılmaz sanılan her şey terk edilince, vahşi hayvanlar dirilince, denizler yanmaya başlayınca” şeklinde sıralanan bir dizi hadiselerinin bize kıyamet alametlerinin zahir olacağını göstermektedir. Nitekim tüm işaret edilen bir dizi bu alametler günümüz dünyasının bilimsel çalışmalarında, mesela:

-Astronotlarca yıldızların bir gün sönükleşip nötron yığınıyla kurulmuş kara delik mezarlığına defnedileceği şeklinde karşılık bulurken,

-Jeologlar tarafından ise magma üzerinde yüzen dağların zaman içerisinde çekim kuvvetini yitirmesiyle birlikte hızla hareket edip savrulacağını, keza denizlerinde yeryüzü hareketlenmelerinin gravitasyon (çekim alanı) etkisine kapılıp oksijen ve hidrojene ayrışması sonucunda ortadan kalkıp derin suların bir anda alevleneceği şeklinde karşılık bulur. Şayet bu ve buna benzer bilimsel çalışmaların otaya koyduğu veriler karşılık bulup vuku bulursa biliniz ki adım adım kıyamet arefesine yaklaşıyoruz demektir.

Mehdi ve Deccal

Ehlisünnet âlimlerin bildirdiklerine göre;

Kıyametin ilk büyük alameti Mehdi’nin çıkışıyla başlayacak. Mehdi Aleyhrahme’nin adı Muhammed, babası Abdullah’tır. Üstelik kendisi ehlibeyt neslinden olup fiziki görünüm olarak da küçük burunlu, dişleri adeta inci taneli parlak ve seyrek, sakalı sıkçadır, uylukları uzun, Arap tenli ve kaşları ise kavisçedir. Keza kendisi son derece nazik ve misafirperver olmanın ötesinde yeri geldiğinde haddini aşanlara haddini bildirecek kadarda vakur bir zattır. Şimdi gel de insanlık bu özelliklere haiz zatın yolunu beklemesin, hiç kuşku yoktur ki bunalım içerisinde kıvranan insanlık onu çağırdıkça bir hayal olmayıp vakti saati geldiğinde çıkageleceği muhakkak, buna inancımız tam da. Ne zaman çıka gelir bilinmez ama şu bir gerçek beklenen Mehdi (a.r) zahir olduğunda alışıla gelen tüm mezhebi uygulamaların dışında en son Peygamberimizin ümmetine emanet ettiği şeriatı garra üzerine amel ederekten ümmetin birliğini ve dirliğini sağlayacaktır. Ve çıkışıyla birlikte insanlığın kurtuluş umudu olur da. Öyle ki kendisi kurtuluşa vesile kurtarıcı misyonu yüklendiğinde ilk iş Kudüs’ü Şerif’e hicret etmek suretiyle tüm bidatlere son verip sünnet-i seniyyeyi ihya etmek olacaktır. Derken, tıpkı Zulkarneyn ve Süleyman (a.s)’ın dünyaya hükmetmesinde olduğu gibi bu kez bir peygamber olarak değil de Allah’ın hakiki Veli bir kulu olarak şu hadisi şerifler doğrultusunda mührünü vuracaktır. Şöyle ki;

Şu muhakkak ki ahir zamanda mağrip memleketinin en uzak mevkiinden Mehdi denen bir zat çıkacak, o günde insanlar her taraftan ve her yerden gelerek Mekke’de Rüknü Yemani ile Makam-ı İbrahim arasında ona tekrar biat edecekler. Hâlbuki Mehdi insanları kendisine........

© Enpolitik