menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ALEVĺLERİN DAYANDIĞI KÖKLER

25 26
04.01.2026

Köken olarak 10. Yüzyılda göçebe Türkmen oymaklarının İslam’la hemhal olmasıyla birlikte eski inanç ve geleneklerini yeni dinin öğretileriyle harmanlayıp ilk çıkışında Kızılbaşlık yapıda, sonrasında ise Bektaşilik yapıya evrilen tasavvufi meşrepte cem olmanın adıdır Alevîlik. Tarihi süreç içerisinde adına ister Kızılbaşlık densin isterse Bektaşilik densin hiç fark etmez, sonuçta Aleviler hakkında bugüne dek isnat edilen isimlendirmeler hakkında yapılan araştırmalardan bir kaçına baktığımızda:

-Türk’ün alpliğine erenlik ruhu katan Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi Hz.leri ile gönül bağı kurmalarına binaen Yesevilik’ten mülhem olarak isimlendirme olduğu,

-13.Yüzyılda Baba İlyas’ın Pirlik postuna oturup önderlik yapmasına binaen Babaîlik’ten mülhem olarak isimlendirme olduğu,

-15. Yüzyılın ardından Hünkâr Hacı Bektaş Veli ile gönül bağları kurmalarına binaen Beştaşîlik’ten mülhem olarak isimlendirme olduğu,

-Hakeza Safevî tarikatı sonrasında 15. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren Yeniçeriler gibi bir kısım ocak mensuplarının başlarındaki kırmızı başlıklı külahlarına (kızılbaşlığa) binaen, yani başlarına taktıkları keçeden yapılmış börk’ten mülhem olarak isimlendirme olduğu,

-Göçebe Türkmen mensuplarından göçer konarlıktan yerleşik hayata geçtikleri bazı bölgelerde iştigal ettikleri işlerine nispeten, yani Tahtacılar’dan mülhem olarak isimlendirme olduğunu görürüz.

Evet, Türkler 10. Yüzyıldan itibaren İslam’la müşerref olmaya başlayıp, 922 yılı itibariyle de ilk önce İdil Bulgar Hanlığı, akabinde Karahanlılar, sonrasında ise Gazneliler İslam’la şereflenmişlerdir. Oğuz Yabgu Devleti kumandanlarından Dukak Subaşı oğlu Selçuk Bey, 985 yılında komite ettiği ordusuyla birlikte İslam dinini kabul etmesi neticesinde bu dinin öğretilerinin Oğuzlar arasında hızla yayılmasına vesile olmuştur. Ve bu sayede 11. Yüzyılda Müslüman olan Türklere Türkmen denmiştir. Türkler İslam’la şereflendikten sonra daha yeni kabul ettikleri bu Müberra dini, önceki dinin bir takım inanış, örf ve adetleriyle harmanlayıp kendi yaşayışlarına uyarlamışlar da. Nitekim İslam öncesi Türk Hakanlarına yol gösterip sözüne itibar edilen ve adına ‘kam’ denilen bilge şahsiyetlerin yerini bir bakıyorsun İslam sonrası Türk hakanlarına yol gösteren şeyhlik mertebesine ermiş Başbuğ Velilerin aldığını görürüz. Öyle ki Prof. Dr. Osman Turan bu hususta; Türklerin İslam’a girmesiyle birlikte kamların yerini İslam şeyhlerinin (evliyasının) aldığını ve böylece pek çok Türk Alp’inin dergâhlarda ‘Alperen” hüviyetine kavuşmasına vesile olduklarının tespitinde bulunmuştur.

Hakeza Dede Korkut’un da milli kültürümüzün baş tacı bilge şahsiyet olarak adından söz ettirdiğini görürüz. Düşünsenize onun keramet sahibi bir zat olmasının yanı sıra Hanların tayininde görüşüne başvurulan, gerektiğinde kurultay ve toylara da eşlik eden bir devletlû müşavirimiz konumda olabiliyor. Kendisi aynı zamanda ilerisini görebilecek ufuk anlayışıyla Oğuz Kayı kabilesinin Osmanlılara intikal edeceğini müjdelemiş bilge dehamızdır. Şimdi gel de Oğuz Han ve evlatları, böylesi Irkıl Hoca ve Dede Korkut gibi ufku geniş deruni bilge dehalardan istifade etmesin, ne mümkün. Elbette ki onları her daim baş tacı edineceklerdir. Zaten Türk Hakanları bilge dehalarına sahip çıkıp hürmet gösterdikçe o nisbette de himmet ve dualarına mazhar oluyorlardı. Peki, Türk Hakanı hürmet gösterir de Irkıl Hoca (Uluğ Türk) dua ve niyazda bulunup himmet etmez mi? Hiç kuşkusuz o da: ‘Ey Kağanım (Oğuz Han) Gök-Tanrı bütün dünyayı sana........

© Enpolitik