VASATLAŞMANIN DAYANILMAZ CAZİBESİ |
Daha önceki bir yazıma; "Toplumların en büyük çıkmazı karşılaştıkları problemlerin karmaşıklığı değil, asıl sorun o problemleri algılama biçimlerinde gizlidir" diye başlamıştım. Çünkü bir toplumun kaderini belirleyen şey çoğu zaman maruz kaldığı, yaşadığı krizler değil, o krizleri hangi zihniyet kodlarıyla anlamlandırdığıdır.
Algılama biçimi dediğimiz şey; bireysel tercihlerimizin ötesinde, içinde doğduğumuz ve bir anlamda kaderimiz sayılan sosyolojinin bize miras bıraktığı zihinsel kalıplardır.
Bu kalıplar, neyi önemli sayacağımızı, neyi tehdit olarak göreceğimizi, neye öfkeleneceğimizi, neye hayranlık duyacağımızı belirler. Ve eğer bu zihinsel kodlar rasyonel analiz yerine retoriğe, sorgulama yerine hamasete, bilgi yerine menkıbeye yaslanıyorsa, vasatlaşma düzlemi kaçınılmaz hale gelir.
Vasatlaşma, sıradanlaşma değildir.
Sıradanlık bazen masumdur.
Vasatlaşma ise bilinçli bir düşüştür.
Zihinsel konfor alanının tahkim edilmesidir.
Karmaşık gerçekliklerin yerine basit sloganların ikame edilmesidir.
“Biz haklıyız” cümlesinin, “Acaba nerede yanlış yapıyoruz?” sorusunun yerini almasıdır.
Sosyal ve siyasal iletişim dilinin giderek retorik bir gösteriye........