REJİMLER DEĞİŞİR, PARTİLER DEĞİŞİR; YANAŞMA DÜZENİ DEĞİŞMEZ
Türkiye’de siyasi tartışmaların merkezinde genellikle rejim, ideoloji, partiler ve anayasal düzen yer alır. Rejimler, iktidarlar değişir, söylemler dönüşür, yeni dönemlerin başladığı ilan edilir. Fakat perde arkasında daha az konuşulan, ama çok daha kalıcı bir yapı vardır: Devlete yakınlık üzerinden gelir ve servet üretme biçimi.Siyaset bilimi literatüründe patrimonyalizm olarak adlandırılan bu yapıyı, daha anlaşılır olması için “yanaşma düzeni” kavramsallaştırmaya çalıştığımı okuyucularımız biliyor.Bu düzende servetin, statünün, sosyal rollerin kime dağıtılacağı, kimlerin muteber vatandaş sayılacağının kamu gücünü ele geçirenler tarafından belirleneceği yanında, yanaşma düzeninin en dikkat çekici özelliği ise rejim ve iktidar değişikliklerinden büyük ölçüde etkilenmemesidir.
Osmanlı’dan bugüne uzanan iktisadi tarih çalışmalarının ortaya koyduğu temel tespit şudur: Servetin kaynağı ağırlıklı olarak üretim değil, kamu gücüne erişim olmuştur. Toprağın devlet mülkiyetinde sayıldığı, ekonomik imtiyazların merkezi otorite tarafından dağıtıldığı bir sistemde, zenginleşmenin yolu siyasal merkeze yakınlıktan geçiyordu. Tımar, iltizam, imtiyaz ve saray çevresine dahil olma gibi mekanizmalar ekonomik gücün ana belirleyicileriydi.Bu modelin doğal sonucu ise kalıcı sermaye birikimi yerine geçici zenginliklerdi. Çünkü devlet eliyle verilen imtiyaz, yine devlet eliyle geri alınabiliyordu. Müsadere uygulaması bu düzenin istisnası değil, doğal uzantısıydı.
Cumhuriyet’le birlikte hukuki çerçeve değişti. Özel mülkiyet anayasal........
