menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BİR OSMANLI ÇELEBİSİ

46 0
05.02.2026

O, hep bizim türkülerimizi söyledi. Bizi anlatır, bizim gibi anlatır, bizi “Biz” yapan bizim kültür değerlerimizi çok faklı ve çok latîf bir biçimde dile getirirdi. Bizim türkümüzü bir başka güzellikte terennüm ederdi. Bizim Türk’ümüzün; derdiyle hemdert, kalenderliğiyle civanmert, muhabbet ve müsâmahasını temsil îtibâriyle de çok cömertti. Ama bizden (?!) olduğu halde, bizim; millî, İslâmî ve insânî değerlerimizi inkâr edenler gibi asla nâmert değildi...

Bir gönül adamıydı, gönlümüze yeni ufuklar açan “Dönence” şarkısında;

“Simsiyah gecenin koynundayım, yapayalnız,
Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor;
Görüyorum dönence.”

dizeleri bizi alıp, “gönlümüze dar gelen” hudutlar ötesi diyarlara, Tûran illerine götürürdü…

“Bu akşam yine garip bir hüzün çöktü üstüme
Hücrem soğuk, bir tek sen varsın düşlerimde."

diye başlayan “Benden Öte, Benden Ziyâde” şarkısı, bizlere Yunus Emre’nin “Bir ben vardır bende benden içerû” dizesini hatırlatırken;

“Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze
Orda öyle bir isim var ki
Kuldan öte kuldan ziyâde
O’nu düşün O’na sığın
O senden öte benden ziyâde
Bir ben var ki benim içimde,
Benden öte, benden ziyâde.
Bir sen var ki senin içinde,
Senden öte, senden ziyâde.”

diye, ifâde ettiği O’nun, yâni “Hüve”nin kim olduğunu, ehl-i gönül çok iyi anlardı... O; zâhiren beşeri sevgiyi anlatsa da, gerçekte İlâhî Aşkı terennüm ederdi. “Yine bir gülnihâl aldı bu gönlümü” şarkısını, kadife sesiyle icrâ ederken kalbimizi fethederdi…

Bir yiğit adamdı;
“Dağlar, Dağlar” derken sanki Köroğlu olup seslenirdi. Kimi zaman “Genç Osman” edâsıyla “Beline bir ibrişim kuşak” bağlar, kimi zaman; “Estergon Kalesi, seni Nemçe illerine Allah emâneti verdik, şimdi o emâneti almaya geldik!” sözlerini bir mehter nağmesinde dile getirir, kimi zaman da “Yaz dostum, selâm almayana yiğit denir mi?” diye haykırırdı. O; Türk milletinin güzelliklerini, Anadolu insanının zengin kültürünü, insanımızın inanç değerlerini kendine özgü rumuz ve motiflerle dünyaya duyuran bir destan kahramanıydı.

Bir büyük sanatkârdı;
Geçmişten geleceğe kapılar açıp, köprüler kuran, gelenekle geleceğin sentezini yapabilen, geçmiş ile kurduğu köklü bağlardan beslenip, bu toprakların insanı olma özelliğini koruyan bir sanatkârdı. Batı çalgılarıyla, bizim tınılarımızı mezcedip, atasözlerimizle mûsikîmizi yoğuran, millî kalarak evrenseli yakalamayı başarabilen, kökünden kopmadığı için ayakta dimdik duran ve sevgi dolu yüreğiyle gönüllerde taht kuran bizden biriydi. “Güz yağmurlarıyla bir gün göçüp giden” ama “Unutamadım” diyebileceğimiz gerçek bir sanatkârdı.

Sıra dışı bir şahsiyetti;
Uzun saçlarıyla, hilâl bıyıklarıyla, kaftanıyla, cepkeniyle, parmaklarını gümüş bahçelerine çeviren yüzükleriyle farklıydı. Ve bu farklılıklarıyla sevmiştik onu biz... Bir gecede parlatılıp (!) bir günde söndürülen yıldızların (!) vârolduğu bir dünyada, 40 yıldır alnının akıyla ayakta kalmayı başardı. Bir bataklığın içinde yürüdü, ama ayağına çamur bulaştırmadı. Sansasyonel hâdiselere ve ucuz işlere hiçbir zaman prim vermedi. İsmini seviyesiz dedikodulara, medyatik skandallara karıştırmadı.........

© Enpolitik