We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

“Vicdan Zorbalığa Karşı”

3 3 0
13.01.2020

Stefan Zweıg 1881’de Viyana’da doğdu. Savaş karşıtı bir kişiliğe sahipti. Nazilerin baskısı yüzünden 1938’de İngiltere’ye göç etti. 1939’da New York’a oradan da Brezilya’ya! Zweıg, Avrupa’nın içine düştüğü savaş durumuna dayanamayıp 1942’de karısıyla birlikte intihar etti. Geride ölümsüz eserler bıraktı.” Vicdan Zorbalığa Karşı Ya Da Castellıo Calvin’e” kitabı onun en dikkat çekici eserlerindendir. Bu haftaki yazıda bu kitabı inceleyeceğiz.

Bazı zamanlarda tarih hiç de adil davranmaz. Orta Çağ Avrupası’nda olduğu gibi. Hıristiyanlığın skolastik düşüncesine ve engizisyon geleneğine isyan eden reform taraftarlarından biri olarak sahneye çıkan Jean Calvin’in idealist bir diktatöre dönüştüğü zamanlar gibi.

Calvin’in Cenevre’de kurduğu Protestan distopya ilk beş yılda 13 kişiyi asarak, 10 kişinin kafasını keserek, 35 kişiyi yakarak ve 76 kişiyi sürgüne göndererek rekor bir zulme imza atar. Kitap özellikle Miguel Serveto cinayeti ile Sebastian Castellio’nun Calvin’e karşı koyuşunu uzun uzun anlatır. Yazar, dramatik yönüyle ün kazanmış Voltaire’nin Calas Davası ve Emile Zola’nın Dreyfus Davası’ndan daha büyük bir dava ve mücadele olarak niteler Castellio’nun Calvin’e karşı verdiği bu başkaldırıyı. Çünkü der, onlar yüzyılın insanlık dışı kanlı iktidarına karşı insanlık adına kendi hayatlarını ortaya koymamıştı.

Baskıcı Katolik anlayışa bir isyan olarak doğan Protestanlığın da itiraz ettiği duruma düşüşü gibi ilginç bir örnektir Calvin’in durumu. İlk yola çıkışında hoşgörüsüzlüğe karşı hoşgörü, vesayete karşı özgürlük, fanatizme karşı hümanizm, zorbalığa karşı vicdan diyerek Cenevre’nin davetine icabet eder. Aslında tüm diktatörler aynı tarzda çıkar yola. İktidarı ele geçirdikten sonra da her farklı düşünceyi devlete isyan olarak nitelendirirler. Onları taraftarlarının gözünde gerçek lider kılan şey kendilerine karşı aşırı bir takıntı içinde bulunmaları ve kendilerinden her zaman emin olmalarıdır. Bir de Cenevre’nin Farel’i gibi sormayan, eleştirmeyen ve sadece öven saygın(!) kişiliklerin etraflarını kuşatması gerekir. Ki tartışmasız bir karizmatik lider oluşabilsin. Sınırsız güç sahibi olacak bir kişinin başlangıçta küçük yenilgilere uğraması nihai yükselişin olmazsa olmazlarındandır. Sürgün, hapis ve buna benzer tüm mağduriyetler sadece güçlerini pekiştirir. Şiddeti yöntem edindikleri için etraflarındaki küçük azınlıklar büyük çoğunlukları sindirir.

Calvin Cenevre’yi Tanrı kenti haline getirmek için harekete geçer. “Bu dürüst ideolog yüce ütopyasında korkunç derecede ciddi, kutsal sayılacak kadar samimidir ve çeyrek yüzyıllık diktatörlüğü boyunca insanların elinden bütün bireysel özgürlüklerini pervasızca........

© Enpolitik