Kültür Savaşı Değil Sınıf Savaşı
Türkiye bugün kapitalist ve patriyarkal niteliklerle şekillenmiş bir sosyo-politik düzene sahiptir. Toplumda adaletsizliği ve sömürüyü sürekli kılan bu düzenin ekonomik temeli, esasen sermaye sahipleri ile işçi sınıfı arasında kristalleşmiş iki karşıt çıkar grubuna dayanmaktadır. Bu düzenden kurtulabilmek için, işçi sınıfı ile sermaye sınıfı arasındaki çatışmanın gündelik siyasal ilişkiler üzerindeki belirleyici rolünü görünür kılmak şarttır.
İşçi sınıfının mücadelesi, yalnızca kısa vadeli politik dönemlerle sınırlı değil, tarih boyunca yenilgilerle ve kazanımlarla örülmüş bir sürekliliğe sahiptir. Bu mücadele, farklı dönemlerde farklı örgütlerin öncülüğünde, zaman zaman ayrışan, zaman zaman kesişen politik temsiller aracılığıyla varlık bulmuştur. Ancak günümüzde, işçi sınıfının çıkarlarını savunduğunu iddia eden politik temsiller, artık bu sınıfın güncel gerçekliğini kuşatamaz hale gelmiş; iktidarlar, sınıfsal talepleri kültürel kimlikler üzerinden dönüştürerek konsolide etmiş; böylece gündelik siyasetin merkezinde yer alması gereken temel çatışma, yani proletarya ile burjuvazi arasındaki karşıtlık, siyasal alanda görünmez kılınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca siyasal kamplaşma, laik-dindar ya da ilerici-muhafazakâr gibi ikili........
