Meşruiyet kimin tapulu malı?
Tarih, sadece kralların zaferlerini değil, aynı zamanda o zaferlerin üzerine inşa edildiği adaletsizliklerin yıkılışını da yazar. Bugün, adaletin hukuk kitaplarından kazınıp iktidarın birer aparatına dönüştüğü, refahın ise bir zümrenin sofrasında "sadaka ekonomisine" indirgendiği coğrafyalarda alevlenen halk hareketlerini tartışıyoruz. Ancak bu tartışma artık sadece bir sosyoloji meselesi değil; bir haysiyet ve egemenlik savaşıdır.
Bir ülkede yargıçlar cübbelerini ilikliyorlarsa ve üstelik bunu iktidarın rüzgârına göre yapıyorsa, orada hukuk susar ve sokak konuşmaya başlar. Bu bir romantizm değil, toplumsal bir termodinamik yasasıdır: Baskı arttıkça, patlama kaçınılmaz hale gelir. Üst kesimle alt kesim arasındaki kopma, uçurum olmanın da ötesine geçip bir kast sistemine dönüştüğünde, halkın öfkesi bir "tercih" değil, bir hayatta kalma refleksidir.
İktidarlar, kendi lükslerini "ulusal beka" olarak pazarlarken, aslında o bekaya en büyük darbeyi kendi adaletsizlikleriyle vururlar. Unutulmamalıdır ki; hiçbir tank, hiçbir barikat ve hiçbir gözetleme kulesi, evine ekmek götüremeyen bir babanın veya geleceği çalınmış bir gencin sessiz çığlığından daha güçlü değildir.
Bununla birlikte popülizme sevdalı toplulukları es geçmek doğru olmaz. Çünkü ulusal beka pazarlayan iktidarlar daima halkın popülist beklentilerinin verdiği güçle hakimiyet kazanırlar. En kötü senaryo popülist yöneticilerin iktidara geldiklerinde hukukun üstünlüğünün zayıf olduğu bir geçmişle karşı karşıya kalmalarıdır. Bu senaryoda iktidar, hukuki tarafsızlık, eşitlik ve uyumluluk açısından çok büyük bir tehlikeye dönüşürler. Popülist yöneticiler resmi yasal otoriteyi kullanarak yandaşlarını ve destekçilerini kayırıp, kendilerini eleştirenleri ve muhalifleri........
