menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Maduro vakası

10 0
06.01.2026

Uluslararası hukuk, yüzyıllar boyunca devletlerin çıplak gücünü dizginleme ve siyasal ihtirasları normatif bir çerçevede denetleme iddiasıyla var oldu. Bu disiplin, "güçlü olanın haklı olduğu" orman kanunundan, "haklı olanın güçlü olduğu" bir nizama geçişin vaadiydi. Ancak Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun şahsında yaşanan zorla alıkoyma girişimi, bu ortak dilin artık bir diyalog vasıtası olmaktan çıktığını; bazı küresel aktörler için hukuk metinlerinin, yalnızca siyasi hedeflere ulaşmak için kullanılan birer "enstrüman" (lawfare) haline dönüştüğünü göstermektedir.

Modern uluslararası düzenin "anayasa hükmü" niteliğinde olan ve imzacıları arasında ABD’nin de yer aldığı BM Şartı’nın 2/4. maddesi, devletlerin kuvvet kullanmasını veya buna yönelik tehdidini kesin bir biçimde yasaklar. BM Şartı'na göre, her üye devlet, ülkeler arasındaki egemenlik, toprak bütünlüğü ve bağımsızlık gibi ilkelere saygı göstermek zorundadır. Burada hukuk, niyetin "demokrasi getirmek" veya "suçla mücadele etmek" olup olmadığına bakmaz; fiilin niteliğine bakar.

Hiçbir devlet, hukuk çerçevesinde, bir yabancı devlet başkanını tutuklamak ve vatanı dışında yargılamak için ülkesine getirme hakkına sahip olduğunu iddia edemez. Bir devletin yürütme organının başındaki ismini, başka bir devletin operasyonuyla işlevsiz hale getirmek, yalnızca bir şahsın hürriyetine değil, o devletin halkına ve egemenlik iradesine yapılmış doğrudan bir saldırıdır. Uluslararası hukukta bu fiilin meşruiyet zemini yalnızca üç ihtimalle mümkündür:

* Saldırıya uğrayan devletin meşru savunma hakkı (Madde 51)

* BM Güvenlik Konseyi’nin açık yetkilendirmesi

* İade talebi.

Venezuela örneğinde ne ABD’ye yönelik bir silahlı saldırı söz konusudur ne Konsey’den çıkan bir operasyon kararı ne de -Trump’ın kabadayı üslubuyla savurduğu tehditleri bir kenara bırakırsak- hukuki bir iade talebi. Dolayısıyla bu eylem, hukuki bir "müdahale" değil, "egemenlik ihlali" olarak tanımlanmak zorundadır. Şurası açıktır ki haklı gösterilebilecek hiçbir yanı olmayan bu olay önümüzdeki dönemde son derece ciddi sonuçlar doğuracak olup, Maduro’nun kaçırılması hukuki işlem sınırlarını aşmak bir yana bu sınırları yerle bir etmiştir.

Devlet başkanlarının sahip olduğu kişisel dokunulmazlık (ratione personae), sıklıkla yanlış anlaşıldığı üzere bir "suç işleme özgürlüğü" değildir. Aksine, bu koruma, devletler arasıilişkilerin asgari düzeyde sürdürülebilmesi için bir "usul emniyeti"dir. 1927 Lotus davasından 2002 Arrest Warrant(Belçika v. Kongo) davasına kadar uzanan süreçte Uluslararası Adalet Divanı, görevdeki bir bakanın veya devlet başkanının yabancı bir yargı erki tarafından alıkonulamayacağını defaatleteyit etmiştir. Hiçbir devlet, hukuk çerçevesinde, bir yabancıyı tutuklamak ve kendi ülkesi dışında yargılamak için bir ülkeye girme hakkına sahip olduğunu iddia........

© Elips Haber