Fon krizinde suçları aynı torbaya koymak
Bir şirketin yöneticisi, çalışanı, müşterisi ya da yatırımcısı olmak, o şirkette işlendiği iddia edilen suçun faili olmak demek değildir.
Fon soruşturmasında piyasa dolandırıcılığı, bilgi suistimali, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, aklama ve örgüt suçları aynı torbaya konulabilir mi?
Sermaye piyasasındaki işlemlere yönelik soruşturma her geçen gün büyüyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 217 şüpheli hakkında işlem yaptı. 3 Ekim'de 20 kişi daha tutuklandı ve tutuklu sayısı 85'e çıktı. Adli kontrolle serbest bırakılanlar ise 98 kişi.
Ortada milyarlarca liralık para hareketi ve yüz binlerce mağdur var. Kamuoyunun öfkesi de anlaşılır. Ama dosya büyüdükçe ceza hukukunun en eski ilkesini daha sık hatırlamak gerekiyor: Ceza sorumluluğu şahsidir.
Seksen beş kişinin tutuklanmış olması, bu kişilerin aynı fiili işlediğini göstermez. Bir şirketin yöneticisi, çalışanı, müşterisi ya da yatırımcısı olmak, o şirkette işlendiği iddia edilen suçun faili olmak demek değildir. Ceza hukuku kalabalıklara değil kişilere, unvanlara değil fiillere bakar.
"Fon dolandırıcılığı" diye tek bir suç yok
Kamuoyunda olay genellikle "fon dolandırıcılığı", "manipülasyon" ya da "Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet" diye anlatılıyor. Oysa Kanun'a muhalefet diye bir suç tipi yoktur. Kanun'da unsurları, failleri ve koruduğu değerler birbirinden farklı birçok suç düzenlenmiştir.
Her şeyden önce, fona yatırılan paranın hukuka aykırı kullanılması ile 107. maddedeki piyasa dolandırıcılığı aynı şey değildir. Somut fiilin niteliğine göre piyasa dolandırıcılığı, bilgi suistimali, nitelikli dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma, aklama ya da örgüt suçu ayrı ayrı gündeme gelebilir. Ancak bir şirkette yönetici ya da çalışan olmak veya bir şüphelinin yakını olmak, tek başına ceza sorumluluğu doğurmaz.
Bu yüzden dosyanın ilk sorusu "Ne kadar para kayboldu?" olmamalı. Asıl soru şu: Kim, hangi fiili, neyi bilerek ve hangi amaçla yaptı?
Her zarar manipülasyon değildir
Kanun'un 107/1. maddesi, bir sermaye piyasası aracının fiyatı, arzı veya talebi hakkında yanıltıcı bir izlenim yaratmak amacıyla alım satım yapmayı, emir girmeyi, emri iptal etmeyi ya da değiştirmeyi cezalandırır. Yani işlemin yapılmış olması yetmez; o işlemin piyasayı yanıltmak için yapılmış olması gerekir.
Dolaşımdaki payı az olan bir hissenin kısa sürede katlanması elbette dikkat çekicidir. Bir fonun bu hissenin büyük kısmını elinde tutması da ciddi bir işarettir. Ama bir fiyat grafiği kimseyi mahkûm etmeye yetmez. İşlemlerin kimler arasında yapıldığı, emirlerin zamanlaması, hesapların birbiriyle bağlantısı, eşleşen emirlerin olup olmadığı ve işlemlerin arkasında gerçek bir ekonomik amaç bulunup bulunmadığı tek tek ortaya konmalıdır.
Pahalı bir hisseyi almak basiretsizlik olabilir; yüksek fiyattan satmak da şans ya da başarı. Fiyatı yapay olarak oluşturan bir düzen kurmak ise başka bir şeydir ve ceza hukukunun konusudur. Fonu yöneten ile fondan pay alan, emri veren ile hesabı kullanılan, düzeni kuran ile o düzende sadece işlem yapan aynı yerde durmaz.
Yarını bugünden bilmek
Kanun'un 106. maddesindeki bilgi suistimali ise bambaşka bir suçtur. Burada fiyatı yapay olarak şişirmek değil, kamuya açıklanmamış bir bilgiyi kullanarak kazanç sağlamak cezalandırılır.
Bir fonun ödeme güçlüğüne düşeceğini ya da büyük satışların başlayacağını önceden öğrenip zamanında çıkan kişi için bu suç tartışılabilir. Ama krizden önce fondan çıkan herkes içeriden bilgi almış sayılamaz. Savcılığın bilginin ne zaman oluştuğunu, kimin ona ulaştığını, şüphelinin bunu nereden öğrendiğini ve satış emrinin gerçekten bu bilgiye dayandığını göstermesi gerekir.
Zamanlamanın yakınlığı önemli bir ipucudur, ama ispat değildir. "Tam zamanında çıktı" demek yetmez; "çünkü şunu önceden öğrenmişti" diyebilmek için delil gerekir.
Fon parası "zimmet" mi?
Fon varlıklarının amacı dışında kullanılmasına kamuoyunda "zimmet"........
