Kalbin sustuğu yer

Okula gidemeyen çocuğun gözlerindeki o boş bakış, iş ararken her kapıdan kovulan gencin çöken omuzları, borçlarını ödeyemediği için komşularıyla göz göze gelemeyen babanın utancı.

Derin yoksulluk, sadece cüzdandaki paranın azlığı değildir. O, bir annenin sabah kalktığında “bugün çocuklar ne yiyecek?” diye içinden kan ağladığı, bir babanın kapıdan dışarı adım atarken omuzlarının çöktüğü, bir gencin geleceğe baktığında önünde sadece karanlık bir duvar gördüğü yerdir.

Barınma, beslenme, sağlık, eğitim ve toplumsal hayata katılma gibi en temel insan ihtiyaçlarına sürekli erişememe halidir.

Yarın, bugünün acımasız bir tekrarı haline geldiğinde yoksulluk “derin” olur.

Artık umut bile lüks sayılır, geriye sadece sessiz bir çaresizlik kalır.

TÜİK’in 2025 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları verilerine göre, Türkiye’de sürekli yoksulluk riski altındaki nüfus ,6’dır.

Her yedi-sekiz kişiden biri, yıllardır bu karanlık tünelin içinde yürüyor.

Maddi ve sosyal yoksunluk oranı ,9’a gerilese de, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki insan sayısı hâlâ ',9 gibi yürek burkan bir seviyede.

Bu rakamlar soğuk istatistik değildir.

Her bir yüzde, bir ailenin mutfağında sönen ocağın dumanıdır, bir çocuğun ayakkabısının delik tabanından giren soğuktur, bir hastanenin kapısında “param yetmiyor” diye geri dönen annenin gözyaşıdır.

Derin yoksulluğu yaşayan insan tembel değildir. O, sistemin en ağır yükünü sırtında taşıyan, kapılar ardına kadar kapandığında bile hâlâ ayakta kalmaya çalışan insandır.

Eğitimden erken koparılmış, niteliksiz ve güvencesiz işlere........

© Elips Haber