İletişim Başkanlığı’nın özrü nerede?
Macron koşarken park kapatıldığına göre, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin açıklaması yanlış çıkmış oldu. Eğer İletişim Başkanlığı, dezenformasyonla mücadele ve topluma doğru bilgi vermek konusunda gerçekten duyarlıysa, bu açıklamadan dolayı özür dilemeli.
Günler öncesinden başlamıştı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un NATO Zirvesi için Ankara’ya geldiğinde nerede koşacağı sorunsalı. Çeşitli olasılıklar haber olmuş, Dikmen Vadisi ve Botanik Parkı’nın Macron için kapatılacağı yazılmış, söylenmişti.
İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) de hemen paylaşımda bulunarak, bu iddiaları yalanlamış, “Söz konusu parkların Macron’un yürüyüşü gerekçesiyle halka kapatılmasına yönelik hiçbir karar ya da uygulama bulunmadığı” açıklaması yapmıştı.
Fakat Macron, Ankara’da, Dikmen Vadisi veya Botanik Parkı olmasa da Seymenler Parkı’nda koştu; park da kapatıldı. DHA bile “Macron’un koşusu nedeniyle, Seğmenler Parkı, geçici olarak vatandaşların girişine kapatıldı. Basın mensuplarının da parka girişine izin verilmedi” diye yazdı.
Macron koşarken park kapatıldığına göre, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin açıklaması yanlış çıkmış oldu. Eğer İletişim Başkanlığı, dezenformasyonla mücadele ve topluma doğru bilgi vermek konusunda gerçekten duyarlıysa, bu açıklamadan dolayı özür dilemeli.
Samimi bir özür gelmezse böyle bir duyarlılıklarının olmadığını, asıl amacın dezenformasyonla mücadele değil, bizzat dezenformasyon yaymak olduğu sonucuna varabiliriz.
“İkramları beğendiniz değil mi?”
Ankara’daki NATO Zirvesi, gazetecilik açısından verimli bir laboratuvardı. Türkiye’deki medya ortamına yönelik artan baskının zirvede gündeme gelmesini engelleyemedi.
Daha zirve başlarken Hollanda’nın kamu ajansı ANP’nin muhabiri çıktı; NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’ye “Ev sahibi ulusu çokça övdünüz” diye başlayarak, sordu sorusunu:
“… burada muhaliflere baskı yapılıyor. Bir gazeteciye, hatta bir komedyene bile. Ankara liberal demokrasiler zirvesi için uygun bir yer mi? Sizce bu zirve liderlerin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bu sorunları konuşması için doğru bir fırsat olabilir mi?”
Rutte ise “Demokrasi aynı zamanda özgür medyadır. Siz buradasınız ve istediğiniz soruları soruyor, istediğiniz yazıları yazabiliyorsunuz” diyerek geçiştirdi soruyu.
TRT Haber, Hollandalı gazetecinin sorusunu yumuşatarak aktardı izleyicilerine. İktidar medyası da genellikle görmezden geldi bu soruyu. Onlar için zaten zirve öncesinde altı gazeteci gözaltına alınmamış, Yıldız Tar, Ali Çağatay ve Fatma Sibel Gürcihan da tutuklanmamıştı! Hiçbir akreditasyon yasağı ve erişim engeli de yoktu!
Rutte, zirvenin son günü düzenlediği basın toplantısında da doğrudan kendisiyle ilgili bir soruya muhatap oldu. Danimarkalı gazetecinin dili, Hollandalıdan çok daha ağırdı:
“Trump, Grönland’ı fethetmekten, İspanya gibi müttefiklere saldırmaktan bahsettiğinde yanındaydınız. Orada oturup bir şey söylememek kendinize olan saygınızı etkilemiyor mu?”
Umarım “Konuğa böyle soru sorulur mu?” diyerek, Kemal Kılıçdaroğlu’na Sözcü TV’de zorlayıcı sorular sorulmasına karşı çıkanlar da izlemiştir. Danimarkalı gazeteci, Rutte’nin özsaygısını sorgularken doğal bir gazetecilik refleksi sergilediği bilinciyle gayet rahattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, çoğunluğu iktidar yanlısı gazetecilerin katıldığı basın toplantısının atmosferi ise çok farklıydı. Hümeyra Pamuk, Rüya Akkuş, Deniz Tüysüz, Ahmet Örsoğlu, Büşra Mercimek, Bahar Feyzan ve Murat Yetkin gibi gazeteciler, bilgi alma amaçlı teknik sorular yöneltirken kimi gazeteciler de yaranma ve övgü yarışına girdi.
Sabah Dijital’den Esra Aydoğdu, “çelik kubbe” projesini “vizyoner bir adım” olarak nitelendirirken, Yeni Şafak’tan Nur Özkan Erbay, “şahsınızla müsemma haline gelmiş barış inşacılığı” ve “lider diplomasiniz” diye başladı söze, sonra da cümleyi toparlayamadı.
Türkiye Basın Federasyonu Başkanı Sinan Burhan da “Yeniçeriler ve Mehter........
