Monroe’dan Don-Roe’ya: Belirsizliğin doktrini
Eskiden diplomasi ve uluslararası ilişkiler derslerimde öğrencilere anlatırken "doktrinler devletlerin hafızasıdır" derdim. Genellikle bu cümleyi söylediğimde sınıfta onaylama tepkileri alırdım. Oysa şimdi o cümleye bir ikinci yarı eklenmesi gerektiğini düşünüyorum: Doktrinler aynı zamanda devletlerin korkularının güncel tercümesidir. Ve galiba içinde bulunduğumuz çağın en belirgin korkusu şu: Belirsizlik ve kontrol kaybı.
Soğuk Savaş sonrası dönemde bize anlatılan o liberal düzen hikâyesi yani öngörülebilir dünya, yavaş yavaş yerini başka bir şeye bırakıyor. Bunu en iyi anlatan örneklerden biri 2003'te Irak işgalinin arifesinde Colin Powell, BM kürsüsünde elinde bir flakon tutuyordu. "Biyolojik silah" dedi. Dünya izledi. Sonradan o flakonun boş bir retorikten ibaret olduğu anlaşılsa da o an "kurallara dayalı düzen"in ne kadar kırılgan bir zemin üzerinde durduğunu göstermişti.
Tam da bu yüzden, 19. yüzyılın ürünü olan Monroe Doktrinini yeniden tartışıyoruz. Ama bu kez güncellenmiş, 21. Yüzyıl bir güç manifestosu olarak. Trump'ın Venezuela üzerinden dillendirdiği ve literatürde şimdiden Donroe Doctrine olarak anılmaya başlayan yaklaşım, ABD, "arka bahçe" fikrinden hiç vazgeçmediğini de gösterir........
