Suriye Kürt meselesinin tarihsel arka planı

Bugün Suriye’de Kürtler üzerine yapılan tartışmaların büyük bölümü, meseleyi son on yılın gelişmeleriyle sınırlı bir güvenlik sorunu olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım, Kürt meselesinin Suriye’de durup dururken ortaya çıktığı yönündeki yüzeysel kabulleri de beraberinde getirmektedir. Oysa bugünü anlamanın yolu, yaşananları bir sonuç olarak değil, uzun bir tarihsel sürecin ürünü olarak ele almaktan geçmektedir. Aşağıdaki değerlendirme, Suriye Kürt meselesinin hangi koşullar altında şekillendiğini ve neden kalıcı bir sorun haline geldiğini tarihsel arka planı üzerinden ele almayı amaçlamaktadır.

Şeyh Maksud ve Eşrefiye isimleri, Aralık 2025 tarihinde ülkemizde yaşayan hiçbir birey için bir anlam ifade etmezken, Ocak 2026 tarihine geldiğimizde son dönemin popülist politikasının bir sonucu olarak bilinirlikle beraber kutuplaşma olgusuna da katkı bulunma vazifesini yerine getirmiştir.

Halep’in bu iki mahallesinin 2012 yılından beri Suriye’deki Kürt siyasi oluşumu SDG kontrolünde yönetilmesi ve Afrin, Cinderes, Ayn el-Arap (Kobani) bölgelerinden göç eden Kürtlerin bu mahallelere yerleşmesi; bu mahallelerde yaşayan Arap nüfus ile sayısal olarak eşitlenmelerine ve örgütlü olmaları sayesinde tek yönetici unsur olarak belirlenmelerine neden olmuştur.

Suriye’nin en büyük şehri olan Halep’te farkındalık oluşturan Suriye’deki Kürt kimliği sorunsalının kökenlerini izlediğimizde, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması ile 1920–1946 arasında bölgeyi yöneten Fransız Manda Yönetimi’ne gitmemiz zorunlu hale gelmektedir.

Sözü edilen zaman aralığında Suriye’nin tamamına egemen olan Fransız Manda Yönetimi, ülke nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Sünni Arapların kendilerine karşı herhangi bir isyan hareketine girişmelerini önlemek için ülke içindeki azınlık gruplarına; Hristiyan Marunîlere, Dürzilere ve Arap Alevilere (Nusayriler) özerk bölgeler tahsis etmiş ve manda yönetiminde azınlık temsilcilerine görevler vermiştir.

Suriye nüfusunun %6 ila %8 Aralığında bir orana sahip olan Suriyeli Kürtler; azınlık statüsü haklarına sahip olduklarını belirterek resmi düzeyde kimliklerinin tanınması, anadilde eğitim, Kürt bölgesi olarak tanımlanan Kamışlı, Afrin, Haseke, Amuda, Derik, Ayn el-Arap (Kobani) yerleşim yerlerinde Kürt yöneticilerinin atanması gibi taleplerle Fransız Manda Yönetimi’ne başvurmuşlardır.

Ancak Manda Yönetimi, Türkiye ve Irak sınırlarında adeta bir koridor şeklinde yaşayan Kürtlere verilecek toprak özerkliğinin ilgili hükümetlerin tepkisini çekeceğini öngördüğünden, yönetimini sorunsuzca devam ettirmek maksadıyla özerkliğin dinsel azınlıklara verildiğini; Kürt nüfusun bir arada değil sınırlar boyunca dağınık yaşadığını öne sürerek bu talepleri reddetmiştir.

Aynı şekilde Iraktaki İngiliz Manda Yönetimi de benzer talebi Gerek Fransız gerekse Türkiye ile sorun yaşamamak için reddetmişler ancak kısmi serbestîyet tanımışlardır.

Her iki ret kararı birlikte değerlendirildiğinde, gerek Fransız gerekse İngiliz Manda yönetimlerinin Kürtler açısından özerklikle başlayıp devletleşmeye evrilebilecek bir süreci, dönemin koşullarına rağmen bilinçli biçimde tercih etmedikleri görülmektedir. Bu yaklaşım, 1930 yılında Türkiye’de yaşanan Ağrı İsyanına söz konusu yönetimlerin destek vermemesiyle de örtüşmektedir.

Her ne kadar özerklik anlamında istenen haklar resmi olarak verilmemiş olsa da sağlanacak uyum karşılığında zaman içinde kültürel haklar ve kimlik anlayışı kabul edilebilir bir imtiyaz olarak hayata geçirilmiştir. Hatta daha da ileri gidilerek Şam’daki Fransız Enstitüsü üzerinden, başta Bedirhan Kardeşler olmak üzere Türkiye’den Suriye’ye geçen politik Kürt aktivistlerin örgütlenebilmeleri için maddi destek sağlanmış; bu sayede bir önceki yazımızda kısaca bahsettiğimiz Hoybun (Xoybun) Cemiyeti 1927 yılında Lübnan’ın Bilhamdun........

© Elips Haber