Hürmüz’den NATO’ya: Türkiye’nin çok cepheli jeopolitik denklemi
Ortadoğu’da yaklaşık üç buçuk ay süren İran-ABD-İsrail savaşını sona erdiren mutabakat muhtırası bölgesel güç dengelerinde köklü değişimlerin de habercisi;
ABD ile İran’ın uzlaşması sonrasında ortaya çıkan yeni tabloda dikkat çeken nokta, savaşın görünürdeki galiplerinin dahi ciddi maliyetlerle karşı karşıya kalmış olması.
Yaklaşık 15 hafta süren çatışmalarda İran tarafında 3 bin 500, İsrail’de 26, Lübnan’da 3 bin 700 kişi ve 13 Amerikan askeri hayatını kaybetti.
Savaşın Washington’a ekonomik maliyetinin ise 132 milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor. Ancak ABD’de İran’a savaş açan Trump yönetiminin asıl kaybı çok daha büyük. Kritik mühimmat stoklarının azalması, enerji fiyatlarının yükselmesi ve Çin’in küresel rekabette göreceli olarak avantaj kazanması, Washington’un uzun vadeli stratejik pozisyonunu tartışmalı hale getirdi.
Birçok Batılı analizde dikkat çekilen ortak nokta şu: ABD askeri olarak savaş alanında üstünlük kursa bile siyasi ve ekonomik anlamda beklediği kazanımları elde edemedi.
İsrail açısından tablo daha da karmaşık. Başbakan Netanyahu kısa vadede güvenlik söylemini güçlendirse de savaşın sonunda İran’ın tamamen devre dışı bırakılması hedefi gerçekleşmedi. Tam tersine, Tahran yeniden uluslararası müzakere masasına döndü ve yaptırımların gevşetilmesine yönelik süreç başlatıldı.
Lübnan ateşkesi ve Trump’ın Netanyahu sınavı
ABD ve Katar’ın arabuluculuğuyla İsrail ile Hizbullah arasında ilan edilen ateşkes, savaş sonrası dönemin en kritik gelişmelerinden biri olarak görülüyor.
Anlaşmanın dikkat çeken yönü, yalnızca İran ile ABD arasındaki çatışmanın sona ermesini değil, “tüm cephelerde askeri operasyonların durdurulmasını” öngörmesi. Bu ifade doğrudan Lübnan cephesini de kapsıyor. Ancak burada kritik soru şu:
İsrail Gazze ve Lübnan’daki operasyonlarını sürdürmek isterse ne olacak?
Bu durumda İran’ın önünde iki seçenek bulunuyor. Ya müzakerelerden çekilecek ya da anlaşmayı bozduğunu düşündüğü İsrail’e karşı yeniden askeri baskı kuracak.
Birçok gözlemci, İran’ın mevcut ekonomik kazanımları riske atmamak için müzakere masasını terk etmeyeceğini düşünüyor. Nitekim İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in ABD ile imzalanan mutabakat zaptı konusunda “içine sinmeyen unsurlar olsa da, barışa bir şans vermeyi tercih ettiği” mesajını vermesi, Tahran’ın müzakere masasına -şimdilik- bağlılığının teyidi gibi. Buna karşılık İsrail’in Lübnan veya İran hedeflerine yönelik yeni operasyonlara yönelmesi halinde Tahran’ın doğrudan veya dolaylı yanıt verme ihtimali masada kalmaya devam ediyor.
İsrail’in yeniden saldırdığı senaryoda gözlerin yeniden Donald Trump’a çevrileceği de açık; İsrail’in İran’a yönelik geniş çaplı operasyonlarının önemli bölümü Amerikan lojistik desteğine dayanıyor. Yakıt ikmal uçakları, istihbarat ağları ve uydu sistemleri olmadan İsrail’in uzun süreli operasyon yürütmesi oldukça zor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemin en kritik sorusu şu olacak:........
