Türkiye’de ne oldu da maliyetler Japonya ile eşit noktaya geldi?
TÜRKİYE Makine Federasyonu Başkanı Adnan Dalgakıran’a bir süre önce Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Dalgakıran Kompresör’deki toplantıda Japon ortağı IHI’nın temsilcisi sordu:
- Adnan Bey, Türkiye’de ne oldu da maliyetler Japonya’dakilerle eşit noktaya geldi?
Adnan Dalgakıran, yüksek enflasyonun Türkiye’de bütün dengeleri bozduğunu anlatmaya çalıştı:
- Malum, fabrikamız Dilovası’nda. 2025 yılında önce personelin yemek ve servis ücreti bütçemiz 3 milyon Euro’yu buldu. Bu rakam 4 yıl önce 1 milyon Euro idi.
Çin’deki fabrikaları örnek gösterdi:
- Çin’de OSB’lerde lojmanlar var. Dolayısıyla servis gideri ortadan kalkıyor. Bizim yemek ve servis maliyetleri katlanıyor.
Enflasyonla kompresör fiyatlarındaki artışı karşılaştırdı:
- İki yılda enflasyon yüzde 116 artmış. Aynı dönemde kompresör fiyatı artış oranı yüzde 51 düzeyinde seyrediyor. Neden? Çünkü şok etkisiyle gelen maliyet artışları yaşanıyor.
Personel ücretleri üzerinde de durdu:
- 4 yılda ülkemizde kişi başına gelir 10 bin dolardan 17 bin doların üzerine çıktı. Ancak, bu üretimle değil TL’nin değerlenmesiyle oldu. 4 yıl önce 1000 dolar maaş alan personelimiz şimdi 3 bin dolar alıyor ama alım gücü düşük.
Alım gücünün düşüklüğünü bir kez daha anlattı:
- Bugün ayda 3 bin dolar maaş alan bir personel, bu gelirle 4 yıl öncenin 1000 doları düzeyinde bir geçim standardını yakalayamıyor.
Bu durumu şöyle irdeledi:
- Yani, işçi de durumundan memnun değil, işveren de…
Adnan Dalgakıran’la geçen hafta buluştuk, makine sektörünü, reel sektörün durumunu, çıkış yollarını konuştuk. Dalgakıran, sektör ayırımı yapmadan sanayiye dönük değerlendirmesini paylaştı:
- Açık konuşmak gerekirse, seri üretim alanlarında rekabet şansımız neredeyse kalmadı. Çünkü, karşımızda devasa ölçeklerde üretim yapan, Avrupa sanayisini bile zorlayan, ABD’nin gümrük duvarlarını yükseltmek zorunda kaldığı başta Çin, bir Uzak Doğu var.
Konuya ekosistem olarak bakmak gerektiğini vurguladı:
- Bu alanlarda yatırım yapılabilir ama işbirliği olmadan olmaz. İşin içine eğitim sistemi, kültürel yapı, insan kaynağı giriyor. Kore örneğine bakalım. Yola çıkarken ABD’li danışmanlık şirketlerinden destek aldılar. Kore’ye, “Önce insan yetiştirin” denildi.
Türkiye’de sanayinin son 2 yılda küçüldüğüne dikkat çekti:
- Makine sektöründe de işgücü maliyetleri ve genel giderler ciddi şekilde arttı. Ancak, bu sadece bir tek sektörün sorunu değil, genel bir rekabet baskısı var. Makine sektöründe yapılabilecekler büyük ölçüde yapıldı.
Bundan sonra daha niş, daha teknolojik alanlara yönelmek gerektiğini savundu:
- Dünyada yüzbinlerce satılan ürünler değil, her biri 1-2 milyon dolar olan ama dünyada toplam 2 bin adet satılan teknoloji ürünlerine odaklanmalıyız. Teknoloji üretimini hizmet ve mühendislikle birleştirmeliyiz.
Şu noktanın altını çizdi:
- Uzak Doğu seri üretimde güçlü olabilir ama mühendislik hizmeti ve komple çözüm üreterek avantaj sağlayabiliriz. Makine şirketlerinin satış ve mühendislik organizasyonlarını birleştirerek komple tesis üretir hale gelmesi gerekiyor. Pazarın yüzde 30’u böyle oluşuyor.
COVID-19’un dünyayı sardığı dönemde “Pandemi sonrası Çin ile ticaret biter” diyenlerin çok olduğuna vurgu yaptı:
- Öyle olmayacağı belliydi. Çin, birçok teknolojik ürünü sıradanlaştırdı. Orta-yüksek teknoloji ürünler Çin’de konfeksiyon gibi üretiliyor.
Türkiye’de şirketlerin dünya ölçeğinde küçük kaldığı üzerinde durdu:
- Çin’deki ve Almanya’daki KOBİ’ler bizimkilerin 20-30 katı büyüklükte. Aynı alanda Almanya’da 5 firma varken Türkiye’de 55 firmayı buluyor. Bu yapı teşvikle de sürdürülemez.
Adnan Dalgakıran’la sohbetin en çarpıcı tarafı Japon ortağının sorusuydu:
- Ne oldu da Türkiye’de maliyetler Japonya ile eşitlendi?..
Bu soruya doğru yanıtı bulup, çözüm üretirsek reel sektörün yaşadığı sıkıntılar da biter değil mi?
Bu bir ekonomik kriz değil, hikaye tıkandı
TÜRKİYE Makine Federasyonu (MAKFED) Başkanı Adnan Dalgakıran, bugünkü durumu ekonomik kriz olarak görmemek gerektiğini savundu:
- Bu, düşük gelirden orta gelire çıkış hikayemizin sonuna gelmiş olmamızdır. Orta gelirden yukarı çıkmak farklı bir ekosistem gerektirir. Ancak biz son yıllarda büyümeyi üretimle değil, tüketim, hizmet ve finans sektörüyle sağladık.
Bu şekilde sağlanan refahın kalıcı olamayacağını vurgulayıp Avrupa’ya dikkat çekti:
- Avrupa’da da yaşanan konjonktürel bir kriz değil. Avrupa rekabette Uzak Doğu’ya yenik düşüyor ve yeni bir hikaye yazmak zorunda. Toplumlar hikaye yazmaz; o ülkenin akıllı insanları bir araya gelip strateji kurar. Türkiye’de şu an böyle bir işaret yok.
Mevcut durumu “yeni normal” olarak görmek gerektiğinin altını çizdi:
- “Ben iyiyim, sen kötüsün” anlayışından çıkmalıyız. Hepimizin değişmesi gerekiyor. İhracat kavramı da değişiyor. Bir ülkede üretip dünyaya satma modeli bile dönüşüyor. Polonya’dan yüksek maaş ödeyerek rekabet etmek zorundayız.
Hizmet sektörü aşırı öne çıkarsa, yeniden sanayileşmek zor olur
TÜRKİYE Makine Federasyonu (MAKFED) Başkanı Adnan Dalgakıran, Türkiye’nin 1990’lı yıllarda “geriden gelmenin avantajını kullanıp Batı’nın teknolojisini hızlı adapte etme şansını” kullanamadığını belirtti:
- 1990’ları büyük ölçüde kaybettik. 2000’li yılların başındaki hızlı büyüme döneminde ise teknoloji kısmını geri plana attık. Çünkü diğer alanlarda hızlı büyüme sağlıyorduk. Oysa sanayi daha yavaş büyür ama daha kalıcıdır.
Almanya örneğine odaklandı:
- Almanya’da kişi başına gelir 10 bin dolarken, sanayinin milli gelir içindeki payı yüzde 45’ti. Biz 10 bin dolar seviyesini gördüğümüzde sanayinin payı bu kadar değildi. Önce güçlü sanayileşme gerekir. Hizmet sektörü aşırı öne çıktığında yeniden sanayileşmek zor olur.
Bu noktada şu soruyu ortaya attı:
- Rekabetçi olmayan sanayici ayıklanacaksa yerine ne koyacağız? Hangi alanları dizayn ediyoruz? Yapay zeka mı? Başka hangi teknolojik alanlarda öne çıkacağız? Hangi ürünleri dünyaya satacağız? Hangi inovasyon altyapısıyla?
Türkiye’nin mevcut sanayisinden herhangi birini kaybetme lüksü olmadığını savundu:
- Ancak, doğru planlamayla kademe kademe dönüşüm olabilir.
30 yıllık şirketin varlığını sürdürmesi için teşvik verilir mi?
TÜRKİYE Makine Federasyonu (MAKFED) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Dalgakıran, Türkiye’nin Gayrisafi Milli Hasılaya oranla dünyada en çok teşvik veren ülkeler arasında olduğunu belirtti:
- Ülkemizde çok ciddi teşvikler veriliyor.
Ancak, teşvik konusunu profesyonelce tartışmak gerekiyor.
- Örneğin 30 yıllık bir şirketin varlığını sürdürmesi için teşvik verilir mi?
Rekabet için en önemli alanın maliyet olduğunu vurguladı:
- Ben bir ürünü 10 dolara mal ederken rakip ülkedeki 8 dolara mal ediyorsa bana fabrika bedava da verilse o yatırımı yapmak istemem.
- Teşviklerin etki analizi hiç yapıldı mı?
- Bu soruyu sorup, teşviklerin faydalı mı zararlı mı olduğuna bakmalıyız.
Etki analizi yapmadan bunu anlayamayız.
Rakiplerinin bulunduğu ülkelere dikkat çekti:
- Rakiplerimiz yüzde 3 faizle 10-15 yıl kredi kullanabiliyor. Çin’de, ABD’de, Almanya’da bu mümkün. Türkiye’de böyle bir finansman gördük mü? Hayır.
Bir süre öncesine kadar tek avantajın düşük iş gücü maliyeti olduğuna işaret etti:
- Şimdi o da kalmadı. Uygun maliyetli krediye erişim yok. Nitelikli insan kaynağı sınırlı. Bu açığı teşviklerle kapatmaya çalışıyoruz. Bu bir süre işe yaradı ama rekabet gücünü kaybettiğiniz noktada teşvikin etkisi kalmaz.
Türkiye’nin Ar-Ge ve inovasyona da en yüksek teşvik veren ülkeler arasında olduğunu kaydetti:
- Ancak, çıktılarımız güçlü değil. Çünkü, Ar-Ge bir kültürdür. O kültürü besleyen eğitim ve zihinsel altyapı gerekir. Kültürel doku bu insan kaynağını üretmeye uygun değilse, gökten para yağdırsanız sonuç alamazsınız.
Neticede ortada sınırlı kaynak olduğuna değindi:
- Sınırlı kaynak belirli oranlarda ve belirli alanlara dağıtılıyor. Mesele yalnızca kaynak yaratmak değil, mevcut kaynağı en verimli şekilde kullanmak. Sanayici nasıl verimli olmak zorundaysa kamunun da kaynakları aynı verimlilik anlayışıyla kullanması gerekiyor.
