Türkiye'nin rekabet gücü yeniden şekilleniyor
Küresel rekabetin kuralları değişiyor. Birkaç yıl öncesine kadar şirketlerin ve ülkelerin rekabet gücünü konuşurken maliyet, ölçek, üretim kapasitesi ve ihracat performansı gibi başlıklar öne çıkıyordu.
Bugün ise denkleme çok daha fazla değişken giriyor. Enerjinin fiyatı kadar arz güvenliği ve öngörülebilirliği, üretimin maliyeti kadar karbon ayak izi, finansmana erişim kadar teknoloji ve insan kaynağı, pazar büyüklüğü kadar jeopolitik riskler ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı öne çıkıyor.
Evet, ucuza üretebilmek hala önemli ama Türkiye açısından rekabetçilik artık yalnızca “daha ucuza üretmek” meselesi değil. Asıl soru, değişen küresel koşullar içinde mevcut üretim gücünü korurken bunu yeni bir rekabet avantajına dönüştürmenin nasıl mümkün olacağı.
Geçen hafta bu yıl 5’incisi düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi’nde, “Sektörler ve Rekabetçilik” başlıklı panelde moderatördüm. Akfen Holding CEO'su Selim Akın, Assan Alüminyum Genel Müdürü Göksal Güngör ve SOCAR Strateji ve Sürdürülebilirlik Başkanı Ömür Önk ile çok keyifli ve bilgilendirici bir sohbet yaptık. Panelistlerin ortaya koyduğu çerçeve de bu dönüşüme işaret ediyordu. Farklı sektörlerden üç yöneticinin perspektifleri, Türkiye'nin rekabetçilik denkleminde birbirinden ayrı görünen başlıkların aslında ne kadar iç içe geçtiğini gösteriyor. Enerji, sanayi, yatırım, karbon, teknoloji ve finansman artık birbirinden bağımsız başlıklar değil; şirketlerin yatırım ve üretim kararlarını birlikte belirleyen unsurlar haline geldi.
Enerji artık yalnızca bir maliyet değil
Sanayinin rekabetçiliği açısından enerji, yeni dönemin en kritik başlıklarından biri... Ancak mesele yalnızca elektriğin veya doğal gazın ne kadar pahalı olduğu değil. Sanayici açısından enerjinin ne zaman, hangi koşullarda ve ne ölçüde temin edilebileceği de en az fiyat kadar önemli hale geliyor.
Buna bir de karbon boyutu ekleniyor. Avrupa'nın iklim ve sanayi politikalarını birlikte yeniden şekillendirdiği bir dönemde, enerji yoğun üretim yapan şirketler için düşük karbonlu enerjiye erişim giderek stratejik bir konuya dönüşüyor. Enerjinin maliyeti ile karbon yoğunluğu artık aynı denklem içinde değerlendiriliyor.
Bu nedenle Türkiye'nin sanayi politikası açısından enerji arzının güvenilir, maliyetinin öngörülebilir ve dönüşümünün düşük karbon hedefleriyle uyumlu olması önem kazanıyor. Sanayicinin önündeki soru yalnızca “enerjiyi nereden ve ne kadara alacağız?” değil; “geleceğin üretim modeline uygun enerjiyi nasıl güvence altına alacağız?” sorusu.
Yakınlık avantajı tek başına yeterli mi?
Türkiye'nin küresel rekabet açısından en önemli avantajlarından biri Avrupa'ya coğrafi yakınlığı ve Avrupa sanayisiyle uzun yıllara dayanan entegrasyonu. Güçlü üretim altyapısı,........
