Bayram sonrası siyaset dansı
Biraz uzun olacak ama aktarmak durumundayım…
Yeniarayış’ta Onur Tuğrul Karabıçak şöyle yazdı:
“… Erdoğan sadece seçim kaybetme kaygısıyla (rekabet hissiyle) İmamoğlu’nu hapse atmadı, hapse atmayı seçtiği an önünde kısıtlayıcı güçlerin yokluğuyla ilgiliydi: Dış ilişkilerde hareket alanı, ekonomi, halkın tepkisi, muhalefetin yöntem bulma kabiliyeti Erdoğan’ın önündeki potansiyel kısıtlayıcı güçlerdi. Bu güçler mart ayının ikinci yarısında kısıtlayıcı değillerdi; AB ve ABD’nin Rusya, Suriye ve göç meselelerinde dönemlik olarak Erdoğan’la iş tutmaları, piyasalardaki kontrol, İmamoğlu’nun Erdoğan’ın network’üyle ilişkilenmesi gibi faktörler durumu mümkün kıldı. Erdoğan belli ki halkın kısıtlayıcı bir güce dönüşmesini beklemiyordu, halk kısıtlayıcı bir güce dönüştükten sonra, yani 26 Mart’tan sonra Erdoğan’ın toplumsal kontrol araçlarını artırdığını ve CHP’nin elit siyasetine bir süre izin verdiğini gördük.
…Erdoğan hegemonik otoriterliğe yeni geçmiyor; Erdoğan toplumsal iktidarı fethetmek suretiyle nüfuzunu her gün genişletiyor ve biz çoğunlukla o hareketleri gündem dağıtma stratejisi olarak kategorize edip atlıyoruz. İtiraz etmek istediğimizde de seküler-muhafazakâr tartışması üzerinden itiraz ediyoruz, bu da müdahaleleri meşrulaştırıyor.”
Hal böyle olunca iki ana tartışma konusuna da bu açıdan bakmak gerekiyor sanırım.
Konulardan biri MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bayram öncesi yaptığı açıklamadaki vurguları. Bahçeli, o açıklamada "Darbeler anayasası tek........
