Nükleer saldırı ihtimali üzerine: Bir eşiğin ötesi |
Bu yazıyı isteyerek değil, mecburiyetten kaleme alıyorum. Çünkü bazı ihtimaller vardır; gerçekleşme olasılığı düşük bile olsa, masadaysa sonuçlarını konuşmak gerekir. İran’a yönelik olası bir nükleer saldırı da tam olarak böyle bir başlık. Bu noktadan sonra mesele artık bölgesel bir güç mücadelesi değil; doğrudan küresel güvenlik mimarisinin ayakta kalıp kalmayacağıdır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın yıllardır yaptığı uyarı da bunu doğrular nitelikte: Nükleer tesislere yönelik saldırılar, sınırları aşan radyoaktif sonuçlar doğurabilir (IAEA, Rafael Grossi açıklamaları).
Nükleer saldırı ihtimali, akademik çalışmaların merkezinde
Bugün bu ihtimal sadece siyasi tartışmaların değil, ciddi akademik çalışmaların da merkezinde. Princeton Üniversitesi’nin nükleer savaş simülasyonları, bir tırmanmanın ilk saatlerde on milyonlarca can kaybına yol açabileceğini ortaya koyuyor (Princeton Üniversitesi, Plan A Simulasyonu). SIPRI, nükleer risklerin arttığını ve silah kontrol sistemlerinin zayıfladığını açıkça ifade ediyor (SIPRI Yearbook). Bulletin of the Atomic Scientists ise meseleyi daha çarpıcı koyuyor: “Sorun silahın gücü değil, kullanım eşiğinin kırılmasıdır.”
İyimser senaryo diye anlatılan tablo, aslında daha az kötü bir ihtimalden ibaret. Buna göre ABD veya İsrail, İran’ın yer altındaki nükleer tesislerine yönelik düşük kapasiteli, sınırlı bir nükleer saldırı gerçekleştirir. Amaç rejimi değiştirmek değil, kapasiteyi yok etmektir. Bu yaklaşım bazı strateji çevrelerinde “sınırlı nükleer kullanım yoluyla caydırıcılık” olarak tartışılıyor (RAND Corporation analizleri). Böyle bir durumda İran ağır darbe alır, piyasalarda şok yaşanır, petrol fiyatı 200 doların üzerine çıkar, enflasyon........