Kalıcı barış mı yoksa oyalama taktiği mi? |
Hürmüz riskinin azalması Türkiye için iyi haber
Türkiye açısından da bu gelişme önemli elbette. Petrol düşerse cari açık baskısı azalır, akaryakıt ve enerji maliyetleri üzerinden enflasyon beklentileri bir miktar rahatlar, Merkez Bankası üzerindeki baskı hafifler. Ancak bu “her şey düzeldi” anlamına gelmez. Türkiye için petrolün 5-10 dolar gerilemesi olumlu bir nefes alanıdır, ama kalıcı dezenflasyon için tek başına yeterli değildir. Kur, vergi ayarlamaları, iç talep, ücretler, beklentiler ve güven meselesi devam eder. Yine de Hürmüz riskinin azalması Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için açık biçimde iyi haberdir.
İran sisteminde nihai kararın dini liderlik, Devrim Muhafızları, Ulusal Güvenlik Konseyi ve hükümet arasında karmaşık bir güç dengesiyle şekillendiğini biliyoruz. Dolayısıyla Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın imzası “bu henüz nihai devlet anlaşması değil, siyasi çerçeve metni” anlamına da gelebilir.
ABD ve İran arasında bir anlaşmanın yapıldığı haberini değerlendirirken ilk cümleyi dikkatli kurmak gerekiyor: Haberlerde anlatılan mutabakat tamamen imkânsız değil, fakat çok kırılgan, çok şartlı ve siyasi olarak patlamaya hazır bir metin gibi görünüyor. Çünkü ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, yaptırımların kademeli hafifletilmesi, teknik müzakerelerin başlaması ve İran’a yönelik büyük ölçekli bir yeniden inşa ya da yatırım fonu oluşturulması fikri son haftalarda farklı kaynaklarda zaten yer alıyordu. Axios’un aktardığı taslak bilgilerde mutabakatın Hürmüz’ün yeniden açılması, İran’a uyuma bağlı yaptırımın hafifletilmesi ve 60 günlük yeni diplomatik süreç içerdiği belirtilmişti. İran haber ajansları da taslakta 300 milyar dolarlık yeniden inşa programından söz edildiğini yazmıştı. Ancak bu tip haberlerde kritik nokta şu: “Mutabakat zaptı imzalandı” demek, “kalıcı barış geldi” demek değil.
Gerçekçilik meselesinde birkaç şüpheli nokta var. Birincisi, İran tarafında imzacı olarak Cumhurbaşkanı ya da Dışişleri Bakanı yerine Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın adının geçmesi alışılmış bir diplomatik mimari değil. İran sisteminde nihai kararın dini liderlik, Devrim Muhafızları, Ulusal Güvenlik Konseyi ve hükümet arasında karmaşık bir güç dengesiyle şekillendiğini biliyoruz. Dolayısıyla Kalibaf’ın imzası “bu henüz nihai devlet anlaşması değil, siyasi çerçeve metni” anlamına da gelebilir. İkincisi, 300 milyar dolarlık fon çok büyük bir rakam. Vance’in açıklamalarına dayanan haberlerde bu kaynağın ABD bütçesinden değil, Körfez ülkeleri ve uluslararası yatırım kanalları üzerinden şekillenebileceği iddia edildi. Bu da metnin ekonomik kısmını daha gerçekçi yapıyor ama daha kolay hale getirmiyor. Çünkü Körfez Ülkeler para vermeden önce şartlar ileri süreceklerdir.
İran açısından tablo daha net
ABD açısından böyle bir mutabakatın imzalanmış olmasının arkasında üç temel siyasi sıkışma olabilir. Birincisi enerji fiyatları. Hürmüz Boğazı küresel petrol ve LNG akışının en hassas geçiş noktalarından biri olduğu için, burada yaşanan her tıkanma ABD’de benzin fiyatına, enflasyon beklentisine ve seçmen psikolojisine kadar gider. Petrol fiyatı yükseldikçe Trump yönetiminin “güçlü ekonomi” anlatısı zarar görüyor. İkincisi askeri yorgunluk. ABD, İran’la doğrudan savaşın maliyetini büyütmek........