Orta Doğu’daki savaş ve Türkiye için jeopolitik fırsatlar
Bu hafta, küresel ölçekte risk algısının zirveye çıktığı dönemlerden biri olarak kayda geçti. Haftaya, ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik sert tehditleriyle başladık. Hürmüz Boğazı’nın açılmaması halinde “bir medeniyetin yok edileceği” yönündeki açıklamalar dünya kamuoyunu ciddi şekilde tedirgin etti. Ancak ültimatom süresinin dolmasına saatler kala geri adım atıldı ve İran ile geçici bir ateşkes sağlandı.
Her ne kadar ateşkes kısa vadede finansal piyasalar açısından rahatlama yaratsa da bunun kalıcı bir çözüm sunduğunu söylemek mümkün değil. İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları sürerken, İran ile bölge ülkeleri arasındaki gerilim de devam ediyor.
Daha da önemlisi, ABD’nin İran’a yönelik müdahalesinin temel hedefleri arasında yer alan rejim değişikliği ve nükleer kapasitenin sınırlandırılması konusunda somut bir ilerleme sağlanamadı. Buna karşılık İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol avantajını daha da pekiştirmiş görünüyor. Üstelik ateşkese rağmen ABD’nin bölgedeki askeri varlığını artırmaya devam etmesi, gerilimin yeniden tırmanabileceğine işaret ediyor.
Özetle, piyasalar açısından geçici bir rahatlama söz konusu olsa da kalıcı bir çözüm ufukta görünmüyor.
Bu belirsizlik ortamı Türkiye ekonomisi üzerinde de önemli baskılar yarattı. Özellikle; döviz rezervlerinde erime, borçlanma maliyetlerinde artış ile enflasyon üzerinde........
