İklim değil, güvenlik sorunu olarak enerji

Devletler, özellikle kriz anlarında karbon hedeflerinden değil, arz güvenliğinden hareket ediyor. Rusya-Ukrayna savaşı, AB’nin Rus gazına bağımlılığını yüzde 55’ten yüzde 5’in altına düşürmesini sağladı. Onlarca yıllık iklim politikasının başaramadığını, bir jeopolitik şok birkaç ayda yaptı. Şimdi Hürmüz aynı dersi çok daha sert veriyor.

 Enerji dönüşümü artık iklim eylemi olarak değil, bağımsızlık stratejisi olarak çerçeveleniyor. Başka bir ifadeyle, iklim politikası kendi dilini kaybediyor. Güvenlik diline tercüme ediliyor.

      Enerji dönüşümü karbonu azaltmak için değil, bağımlılığı kırmak için hızlanıyor. İklim dili geri çekiliyor, güvenlik dili sahneye çıkıyor.

Enerji dönüşümü uzun süredir eksik bir çerçevede tartışılıyor. Karbon, emisyon, sürdürülebilirlik, yenilenebilir enerji... Doğru ama eksik bir hikâye.

Oysa, önce Rusya-Ukrayna ardından ABD-İsrail ve İran savaşlarının ortaya çıkardığı net bir gerçek var. Enerji, doğası gereği salt çevresel değil, jeopolitik bir kırılganlık meselesi.

Hürmüz Boğazı bu kırılganlığın en çıplak örneği. Günde yaklaşık 20 milyon varil petrol bu dar geçitten akıyor. Küresel tüketimin beşte biri. Bu sadece büyük bir hacim değil. Bu, tek bir noktaya aşırı bağımlı hale gelmiş bir sistem demek.

Ve bu sistem kırıldığında etkisi sadece fiyatlara yansımıyor, sistemin tamamı sarsılıyor. Petrol kısa sürede 100–120 dolar bandını test etti. Daha uzun bir kesinti senaryosunda 150 dolar üzeri artık ihtimal dahilinde.

İran’ın bu hattı kalıcı bir paralı geçişe dönüştürme tartışması ise meselenin başka bir boyutunu açıyor. Enerji sadece bir kaynak değil, aynı zamanda bir jeopolitik kaldıraç.

Bu bir enerji krizi haberi değil. Bu, enerji dönüşümü........

© Ekonomim