Kaygı: Anımsamak, Direnmektir

Günümüz Türkiye sineması günümüz Türkiye’sinin sineması olmaktan çok uzak bir profil çiziyor genel olarak; hem ülkenin gidişatına, hem de bu gidişatın artık bizzat ve doğrudan kendi yaşamlarını da etkileyen/etkileyebilecek hal almasına dair kaygıları ve umut arayışları özellikle son yıllarda zirve yapan insanların nüfusun en az yarısını oluşturduğu, nüfusun en az yarısını oluşturan insanların ruh hallerinde, hatta benlik ve bilinçlerinde artık bu kaygıların ve umut arayışlarının neredeyse belirleyici bir konuma ulaştığı bir ülkenin sinemasında bu verili durumun ifadelerini seyrek biçimde görüyoruz.

Bu minvalde ilk akla gelen istisna, o dönem “köprüden önce son çıkış” olarak görülen 2023 cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde vizyona giren, Emin Alper’in başyapıtlarından Kurak Günler (2022) (*). “Siyasi bir film” olmasa da keza Nuri Bilge Ceylan’ın başyapıtlarından Ahlat Ağacı (2018) da kanımca “yeni Türkiye’nin” sinemamızdaki en ince işlenmiş betimlemesidir (**). Ama yüksek profilli bu iki filmin yanı sıra Mu Tunç’un ilk ve an itibariyle yegâne uzun metraj kurmaca çalışması olan Arada (2018) da Nazi Almanya’sındaki Kristal Gece’yi çağrıştıran tüyler ürpertici bir mizansen ortasında Türkiye’yi terk etme ile kalıp direnme seçenekleri arasındaki genç bireylerin öyküsünü göz yaşartıcı biçimde yansıtması açısından bu minvalde anımsanmayı hak ediyor (***).

Yakın dönem Türkiye sinemasının, bu filmleri önceleyen en dikkate değer politik sinema ürünlerinden bir diğeri kimilerince sürpriz sayılabilecek bir mecradan, janr (tür) sineması içinden çıkmıştı. Senaryosunun ilk versiyonu aslında 2013’ün Nisan ayında, yani yaklaşık bir ay sonra Gezi Direnişi ile patlak verecek olan toplumsal kıstırılmışlık duygularının yoğunlaşıp had safhaya ulaştığı bir konjonktürde tamamlamış olan distopik/psikolojik gerilim filmi Kaygı uzun süren mali kaynak arayışının sonuçlanmasının akabinde 2015 sonlarında çekilebilmiş, yine nispeten uzunca sayılabilecek bir süre de “rafta bekledikten” sonra Berlin Film Festivali’ne o yıl Türkiye’den kabul edilen yegane film olmasının ardından 2017’de sınırlı ölçekte vizyona girebilmişti. Ceylan Özgün Özçelik’in bu ilk uzun metrajı Başka Sinema dağıtımın “Başka Çarşamba” gösterimleri çerçevesinde bu çarşamba akşamı 14 şehirde toplam 25 sinema salonunda birer seans üzerinden tekrar gösterime çıkacak. Özçelik’in de bulunacağı Ankara Büyülüfener sinemasındaki gösterimde ayrıca filmin kamera arkası özel videolarının da gösterimi yapılacak.

Kaygı’nın konusu, rejimin totaliterleşmeye doğru ciddi mesafe katetmiş olduğu anlaşılan belirsiz bir yakın gelecekte geçiyor. Kaygı’nın zaman ve mekân konusunda yarattığı bu aşinalık ve farklılık hissiyatlarının beraberliği daha en başlardan itibaren filme kayda değer bir tekinsizlik nakşediyor,........

© Ek Dergi