EMİN ALPER’İN YENİ FİLMİ KURTULUŞ’TA MADDİYAT İLE MANEVİYAT ARASINDAKİ DİYALEKTİK İLİŞKİ |
Türkiye sinemasına son 25 yılda giriş yapan sinemacılar kuşağı içinde en öne çıkan senarist-yönetmenin Emin Alper olduğu söylenebilir. Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü kökenli olan Alper ilk uzun metraj çalışması Tepenin Ardı (2012) ile dikkat çekmiş, adından çokça söz ettirmiş, ardından gelen Abluka (2015) ve Kız Kardeşler (2019) ile belirli bir düzeyi korumayı sürdürmüş, vizyondaki Kurtuluş’tan bir önceki filmi olan Kurak Günler (2022) ile ise kariyerinin doruğuna çıkmıştı.
O dönemde “köprüden önce son çıkış” olarak görülen Mayıs 2023 seçimlerine birkaç ay kala vizyona giren Kurak Günler’in konusunun, çıkar çevrelerinin yerel iktidar dahil tüm köşe başlarını tutarak kıskaç altına almış oldukları bir kasabadaki belediye seçimi arifesinde geçiyor oluşu ülkenin ulusal çaptaki konjonktürünün mikro ölçekteki tezahürünü izliyoruz hissiyatı yaratıyordu. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verdiği finansal desteği “yasal faiziyle birlikte” geri istemesiyle de ayrıca gündem olan Kurak Günler gerek zamanın ruhunu yansıtması gerek bakanlığın bu ceberrutluğuna karşı dayanışma duygularının tetiklenmesinin de katkısıyla 250 binden fazla izleyiciye ulaşarak Nuri Bilge Ceylan’ın bazı filmleri hariç ana-akım popüler sinema dışındaki hiçbir yerli yapımın yanına yaklaşamadığı bir izleyici kitlesine ulaşmıştı. Ana gövdesi esasen iç karartan bir anlatı taşıyan Kurak Günler finalinde her şeyin daha da kötüye gitmesine karşın yine de en son mizanseninde şaşırtıcı bir meydan okuma sergilemesi ile “evet, işte bu!” hissiyatı yaratan eşsiz bir deneyim sunmuştu.
Alper’in yeni filmi Kurtuluş ise her şeyden önce dünya prömiyerini yaptığı Berlin Uluslararası Film Festivali’nde ikinci en iyi film ödülü sayılan Gümüş Ayı’yı kazanarak ulusal sinemamızın uluslararası mecrada yakın tarihteki en büyük başarılarından birini elde etmiş olmasıyla öne çıktı. Geçen hafta vizyona giren Kurtuluş gerçek bir olaydan (*) esinlenmiş olduğuna dair bir ibareyle açılıyor. Filmin ilk sahnesinde bir grup köy korucusunun bir “operasyondan” dönüşünü izliyoruz. Bu köyün yakın dönem arka planına ilişkin veriler şeyh konumundaki köy imamının vaazı ve cemaatten bazılarının bu vaaza tepkileri üzerinden izleyiciye aktarılıyor: Geçmişte yoksul olan bu köy ahalisi Hazeran aşireti, koruculuğu kabul etmeyip yöreden göçen komşu köy ahalisi Bezari aşiretinin topraklarına el koymuş, bu toprakları işleterek maddi durumlarını düzeltmiş ama şimdilerde bölgedeki çatışmalı ortamın nispeten sakinleştiği koşullarda geri dönmeye başlayan diğerlerinin arazilerini geri istemeleri karşısında ne yapacaklarını tartışmaktadırlar. Kentte dükkân satın alarak yatırım yapmış olan şeyh, arazilerin tapuları karşı tarafta olduğuna göre itidalli davranmayı önermekte, köy ahalisinden bazıları ise karşı tarafa karşı şiddete başvurarak onları caydırmayı savunmaktadır.
Kurtuluş’un özellikle köy içindeki bazı gece sahnelerinde gerilim tırmanarak tekinsiz bir atmosfer kuruluyor, hatta film neredeyse korku sineması minvaline yaklaşıyor, üstelik adeta fantastik unsurlar devreye giriyor kuşkusu oluşuyor. Burada söz konusu olan henüz beşerî bir şiddet beklentisi gerilimi değil (bunun için finali beklemek gerek), köylülerin şeyhin kendilerine derman olmayacağı inancıyla çıkış yolu arayışı içinde bir alternatif için zemin oluşmasını kolektif biçimde zihnen de zorlamalarının tezahürleri. Bu alternatif, şeyh kardeşine karşı içten içe haset duyan, Bezarilere karşı patolojik düzeyde aşağılık kompleksi içindeki ve dolayısıyla mevcut şeyhten farklı olarak radikalize olmaya elverişli Mesut’un aşiret/cemaat liderliğini devralabilmesi; bu alternatifin yaşama geçmesinin zemini ise şeyhlik makamının el değiştirmesine yönelik alametlerin zuhur etmesi. İşte Kurtuluş’taki gerilimli tekinsizlik bu doğrultudaki mizansenler üzerinden yükseliyor. Bu mizansenler anlatım olarak Emin Alper’in sinema dilinin ustalığını sergilerken aynı zamanda anlatısal olarak da mülkiyetle bağlantılı sorunsallar başta olmak üzere maddiyat ile “maneviyat” arasındaki diyalektik ilişkinin ve bu ilişkide maddiyatın son tahlilde belirleyiciliğinin sunumu olarak perdeye geliyor.
(*) Söz konusu olay 2009 yılında Mardin’de bir köy korucusu ve onun bazı aile fertlerinin husumet içinde oldukları bir aileye karşı, PKK’nın üstüne yıkabilmeyi umarak gerçekleştirdikleri bir katliam.