menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Abir (Öykü)

14 0
07.03.2026

Beyrut bir zamanlar deniz havasının sabahları sokaklara erken geldiği bir şehirdi. Limandan esen rüzgâr, portakal kabuğu, benzin ve tuz kokusunu birbirine karıştırırdı. Abir o günleri hatırladığında sesler de gelir kulağına: Balkonlardan birbirine çığıran kadınlar, uzak bir radyoda Feyruz, bakkalın paslı kepenginin çıkardığı gıcırtı.

Sonra bir patlama.

Anılar durur.

Hafıza bazen böyle çalışır. Sanki biri kitabın kalan sayfalarını yakmış ve hikâye artık kaldığı yerden devam edememektedir.

Şimdi Beyrut gri.
Duvarlar gri.
Gökyüzü gri.
Toz, toprak, kedi, kuş gri.

Ama deniz hâlâ aynı mavidir, tek bir farkla; şimdi kimse denize bakmıyor.

Abir on yaşında. Bunu kendine sık sık hatırlatıyor çünkü savaşın ortasında yaş almak hızlanan bir şeydir. İnsan bir sabah uyanır ve çocukluğu biraz daha geçmişte kalmış olur.

Evleri eskiden üç katlıydı. Şimdi iki buçuk. Üst katın yarısı yok.

Annesi mutfakta hâlâ aynı hareketlerle yemek yapmaya çalışır. Tencereye su koyar, kapağı kapatır, sonra bir süre dalar. Sofradan bir kişinin ya da sofranın uçup gitmesi korkusu… Hiçbir şey aynı değil.

Babası eskiden taksi şoförüydü. Şimdi çoğu gün evde oturuyor. Radyonun başında haberleri dinler. Haritalar görünmez ama babası onları havada çizer:

— Burada çatışma var.
— Şurada kontrol noktası.
— Buradan geçilmez.

Abir hep düşünür:
Beyrut artık bir şehir........

© Ek Dergi