menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Truva: Heinrich Schliemann Kahraman mı? Sahtekar mı?

17 0
23.03.2026

Sadece günümüzde değil, tarih boyunca kahraman ve sahtekar kavramlarının tam olarak netleşemediği bir çok kişiye rastlarız.

Geçtiğimiz yazın sonunda, değerli arkadaşım Kamil Yüceoral’ın (emekli müsteşar) daveti üzerine, Ekim 2018’de açılan ve 2020 yılında Avrupa Yılın Müzesi Ödülü’nü alan Troya Müzesi’ne gittim.. Bu müzede Truva’dan elde edilen eşsiz tarihi eserleri yer almakta. Truva kazılarını başlatan ve bu eserlerin çoğunu bulan Schleimann’ın eserleri Avrupa ya kaçırdığından “hain” ilan edilip, kazı izinleri elinden alınmıştı.

“Eski eserler kaçakçısı” ilan edilen, aleyhinde kaçakçılık davası açılan bu kişi üç yıl sonra nasıl oluyor da tekrar gelip kazılar yapabiliyordu? Bu nasıl olurdu? “Kaçakçı” ilan edilen kişi tekrar nasıl kazıların başına gelip, geldiği yerden eserler bulmaya devam ederdi? Aklıma takılan bu sualler beni detaylı bir araştırma yapmaya itti.

Almanya’da 6 Ocak 1822 tarihinde dünyaya gelen Heinrich Schliemann, küçük yaştan itibaren ticarete atılıp zaman içerisinde büyük bir tüccar oldu, Parası olunca, çocukluğundan beri olan büyük bir düşünü gerçekleştirmeye karar verdi: Homeros un yazdığı Truva’yı bulmak. Ayrıca kendini Homeros olarak dünyaya tanıtmak arzusundaydı.

Bu amacına ulaşmak için kırk yaşında öğrenime başladı. 1866-68 yılları arasında, Paris Üniversitesi’nde Arkeoloji ve Eskiçağ Bilimleri eğitimi aldı. Okulunu bitirir bitirmez 1868 yılının Ağustos ayında Çanakkale’ye geldi.

Schliemann kazıları yapacağı yerleri belirledi fakat ,” buralar sürülerini otlatanların arazileriydi. Bana 12.000 kuruşluk tazminat ödediğim ve yasal bir antlaşmayla kazıların bitiminden sonra kazdığım yerleri tekrar kapatacağımı taahhüt ettiğim takdirde, çalışmalarımı devam ettirmek için izin vereceklerini söylediler. Teklif bana uygun gelmedi ve mal sahipleri de verdiğim hiçbir fiyata tarlayı bana satmadı. Bende Safvet Paşa’ya müracaat ettim.”

Osmanlı Devleti’nde eski eser araştırması yapmak isteyenlerin, Maarif Nazırlığı’ndan (Eğitim Bakanlığı) izin almaları gerekiyordu. Kanuna göre: Bir kişinin mülkü içinde çıkan eski eserler kendisinin olurdu. O dönemde Safvet Paşa Maarif Nazırıydı (Eğitim Bakanı).

1814 -1883 yılları arasında yaşamış olan, Mehmed Esat Safvet Paşa Osmanlı hükûmetinde çeşitli nazırlıklarda bulunmuş ve altı ay süreyle de sadrazamlık ayrıca hariciye ve üç defa da maarif nazırlığı yapmıştır

Schilemann “Kazılarımın sürmesi için gerekli olan fermanın verilmesi sırasında büyük zorluklarla karşılaştım. demiştir. Kazı izni meselesini görüşmek üzere dönemin Maarif Nâzırı Safvet Paşa’ya müracaat etmesi, birden ilginin odağını Çanakkale Truva’ya çevirmiştir.

Bilinen öykü şöyledir. “Safvet Paşa çok uyanık bir devlet adamıdır. Schliemann izin için kendisine gittiğinde amacını soruyor. Hisarlık Tepe’de Troya Antik Kenti’ni çıkartmak istiyorum, bir yer alacağım kendime diyor. Kendine nereden yer alacağını soruyor. Şuradan, tam bu noktadan yer alacağım diyor. Safvet Paşa, Schliemann’a ‘tamam siz gidin, izni size göndereceğim’ dedikten sonra diğer kapıdan memuru çağırıp Hisarlık Tepe’yi kamulaştırma talimatı veriyor. Eğer Hisarlık Tepe kamulaştırılmasaydı, Schliemann çıkarılacak eserlerde tamamen pay sahibi olurdu. Safvet Paşa, Hisarlık Tepe’yi kamulaştırdı. Devlet olarak çıkan eserlerde bizim mülkiyet hakkımız doğdu”

Bu bölgenin satın alınması konusunda tamamen farklı bir anlatım da bulunmaktadır. Buna göre Safvet Paşa her şey den evvel kendi menfaatini düşünen biriydi. Schliemann’ın konuşmalarından Safvet Paşa para kokusu almıştı. Hemen o arazileri kendisi satın aldı. Yüksek fiyata satacak para kazanacaktı. Ama karşısındaki kişi Avrupa ve Amerika’da ticaret yapmış çok deneyimli bir tüccardı. Schliemann araziyi 3000 kuruşa aldı. Paşa para yapamadı.

Maarif nazırından kazılar için izin alması başvurusunda Amerika’nın ticaret ataşesi olan John P. Brown da önemli bir rol oynamıştır. Schliemann’ın tanınan bir kişi olduğunu belirterek izinin alınmasına yardımcı olmuştur. Schliemann sonunda izni almış, kazılarına 11 Ekim 1871 tarihinde başlamıştır.

Homeros ruhunu yaşattığına inanan Schliemann o kadar buna inanıyordu ki Truva’ya gitmeden önce siyah saçlı bir Yunan kadını bulup evlenmek istedi. Kendisinden 30 yaş küçük olan 17 yaşındaki Atinalı Sofia ile 24 Eylül 1869’da evlendi. İki çocukları oldu çocuklarına koyduğu isimlerde çok ilginçtir: Andromache ve Agememnon.

Aslında Schliemann, kazılara başladığı tarihten itibaren bulduğu eserleri yurt dışına kaçırma niyetindeydi. İlginçtir,1872 yılında ABD maslahatgüzarı, herhangi bir altın veya gümüş bulması halinde, onları cebine koyması ve hiç kimseye söylememesi konusunda Schliemann’ı uyarmıştır.

Heinrich Schliemann kazılardan bulduğu eserleri 1873 yılında Atina’ya kaçırdı. Hatta bazı altın kolye ve bilezikleri eşi Sofia bunlar benim çeyizim diyerek takmıştır.

Osmanlı devleti tarihe geçecek bir karar alarak eski eserlerin geri getirilmesi konusunda Türk tarihinin ilk hukuki ve diplomatik mücadelesini başlattı.

Osmanlı Devleti, 1874 yılında Schliemann’a karşı Atina’da açılan davanın kazanılabilmesi için büyük çaba sarf etti. Fakat, eserleri geri alamadı. Osmanlı Devleti bu karara itiraz etti. Yunan temyiz mahkemesi, ilk mahkemenin aldığı kararı 1874 yılının Haziran ayında fesh etti. Truva koleksiyonunun iadesine hükmetti. Fakat eserler Schliemann’ın evinde bulunamadı.

Kendisi belirlenen tazminat bedeli 10 bin frank olmasına rağmen 50 bin frank vermeyi ve yeni bir kazı anlaşması yapmayı teklif etti. Osmanlı yönetimi, Schliemann’ın yaptığı 50 bin Franklık teklifi değerlendirmeye aldı. Schliemann, kaçırmış olduğu eski eserler için tazminat bedeli ve dava masrafı olarak 50 bin frank ödeyecek, fakat kendisine bundan sonra kazı yapma izni verilmeyecekti.

Schliemann, 1876 tekrar kazı izni almıştır.

İşte benim aklıma takılan bu sual aradan 150 yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen hala cevaplanamamıştır.

Osmanlı belgelerinde “Truva Hazinelerini Atina’ya aşıran” kişi olarak kayda geçen kişi nasıl olmuşta tekrar kazı izini alıp, eski eser kazıları yapmıştır?

Herhalde bazı kişiler için tekrar kahraman ve sahtekar kavramları iç içe geçmiştir.

Schliemann “Kesinlikle bir suçum olmadan bozulan anlaşmadan sorumlu değildim; bulduğum değerli şeylerin hepsini kendime saklayarak onları bilim adına kurtardım. Tüm uygar dünya yaptıklarım yüzünden beni alkışlamaktadır.” demekteydi.

Truva hazineleri Schliemann’ın ölümü sonrasında ikinci dünya savaşına kadar Berlin Müzesi’nde sergilenmiştir. 1992 yılında hazineler savaş ganimeti olarak Rusya’ya Moskova Puşkin ve St. Petersburg Hermitage Müzeleri’ne götürüldü. Bu buluntular 1995 yılından beri Puşkin müzesinde sergilenmektedir.

3.000 m2 sergi salona kurulu olan müzede, Homeros’un İlyada Destanı ile tarihe geçmiş olan Troya ve kültürlerinin yaşamı ve arkeolojik tarihi kazılardan çıkan eserler arasında yürümekteydim.

UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Troya Antik Kenti’nden çıkarılan binlerce yıllık tarihi eserleri, lahitleri, heykelleri ve altın takıları görüyordum. Modern mimariyle eşsiz eserleri birleştiren bu harika müzede M.Ö. 4 ve 5. asırdan kalma Altıkulaç ve Çan Lahidi arasında gezerken, kim kahramanmış, kim sahtekarmış soruları önemini kaybediyor.

Mehmed Esat Safvet Paşa (d. 1814 – ö. 1883), Osmanlı hükûmetinde çeşitli nazırlıklarda ve II. Abdülhamit döneminde 4 Haziran 1878 – 4 Aralık 1878 arasında altı ay sadrazamlık görevinde bulunmuş bir Osmanlı devlet adamıdır. Tanzimat döneminin en mühim simalarındandır. Hürriyet gazetesinin kurucusu Sedat Simavi‘nin dedesidir.


© Ek Dergi