Hayatın Kıyısında Durmak: Erdost Akbaba’nın Neredeyse Romanı |
Neredeyse kitabını Marmara Denizi’nin ortasında ilerleyen Adalar vapurda okumaya başladım, Kabataş geride kalmış, Kınalıada’yı geçmiştik. Büyükada İskelesi’ne vardığımda kitabı çantama koyacak kadar değil, kaldığım yerden devam etmek isteyecek kadar merak ediyordum. Adanın ara sokaklarından birindeki küçük bir kafeye oturdum. Kahvemi söyledim, kitabı yeniden açtım. Son sayfayı da, o kafedeki demir sandalyede çevirdim. Karşımda Büyükada’nın dinginliği, elimde ise Erdost Akbaba’nın ilk romanı vardı.
İlk romanlar, yazarın sesini aradığı metinlerdir. Kimi zaman fazlasını anlatma telaşı taşırlar, kimi zaman da okura mesafeli dururlar. “Neredeyse” ise daha ilk sayfalarda kendi ritmini bulan bir roman izlenimi veriyor.
Romanın baş kahramanı Onur, İzmir’de polis bir babanın oğlu olarak büyüyen, ardından Harp Okulu’na girmesiyle çocukluğunu, mahallesini ve alıştığı hayatı geride bırakan genç bir adam… Daha okul yıllarında yaşadığı büyük kayıp ise onu yalnızca ailesiz bırakmıyor; hayata karşı da yapayalnız bir noktaya sürüklüyor.
Erdost Akbaba, romanda bu yalnızlığı abartılı cümlelerle anlatmıyor, Onur’un iç sesi, kararsızlıkları ve hayata yönelttiği sorular üzerinden kuruyor. Bu yüzden romanın duygusu okura direkt dayatılmıyor; yavaş........