Şiddetin mazereti olmaz!
Okullarda yaşanan her şiddet olayından sonra günü kurtaracak mazeretlerin arkasına saklanarak bugünlere geldik. Sorun sadece bizim değil dünyanın sorunu. Olaya sadece pedagojik çerçevede değil çok geniş yelpazede bakmak gerekiyor!
Bakılmazsa ne mi olur?
Dozu her geçen gün daha da artar, akran zorbalığından okul katliamlarına varır, okulda başlayan staj süresi çok daha acı vakalarla sokağa taşınır!
Aklımızın ucundan dahi geçirmekten korktuğumuz senaryolar gerçek yaşamda hayat buluyorsa, nerede hata yaptık ve nerede hata yapıyoruz sorularını kendimize çok daha sık sormalıyız. Hem bireysel hem de toplumsal olarak.
Yanlışları, kötüleri, hataları ödüllendirmenin, onore etmenin, görmezden gelmenin hele hele bunu dile getirenleri, önlemeye çalışanları cezalandırmanın, dışlamanın ve haddini aşmakla suçlamanın sınırları nerede başlıyor, nerede bitiyor?
Diziler, bilgisayar oyunları, sosyal medya paylaşımları ve yasalar, yaptırımlar son olaylar çerçevesinde bir kez daha gözden geçirilecek mi yoksa görmemezlikten gelmeye devam mı edilecek?
Çok daha önemlisi özgürlüklerin sınırları nerede başlayacak nerede bitecek? Mağduriyet yaratanların üzerine mi gidilecek yoksa mağdur olanların mı?..
Okullardaki şiddet aldı başını gidiyor!Peki sorumlusu kim ya da kimler?Çok daha önemlisi bu ekolojik atmosferi beslediği iddia edilen ve üzerinde durulması gereken gerekçeler neler?..
Şiddetin yüzlerce nedeni var ve bu noktaya gelinmesinde “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” bakış açısı nedeniyle az ya da çok hepimizin payı bulunuyor.
Diğer etkenler bir yana dizilere göz attığımızda, şiddetin her türlüsünü körükleyen, rahatsız edici sahneler söz konusu.
“Sabah akşam dizi izleyen bir toplumun, o sahnelerden etkilenmemesi mümkün değil. Dizilerdeki şiddet arttıkça reytingler yükseliyor, reyting yükseldikçe de, dizilerdeki şiddet sahneleri daha da artıyor ve ciyak ciyak bağıranların sesi artık çekilemez hale geliyor.Bu yüzden, televizyon açamaz hale geldik” diyen ailelerin sayısı giderek artıyor ama bu kimin umurunda!
Televizyonculara sorduğunuzda, doğru yaptıklarına inanıyorlar.
“Dizilerin, toplumun aynası, ne varsa biz onu yansıtıyoruz” diyor ve büyük bir pişkinlikle, “Televizyonlar okul, biz de öğretmen değiliz” diye de ekliyorlar.
Evet televizyonlar bir okul değil ama etik değerlere ve toplumsal kurallara eğitimciler kadar onların da uymaları gerekmez mi?Kaç dizinin psikolog, sosyolog, pedagog danışmanı var? Kaçında senaryolar yazılırken çocuklar ve gençler üzerinde yaratacağı etkiler göz önünde bulundurularak hareket ediliyor?..
Bilgisayar oyunları, sosyal medya etkileşimleri, dijital platformlar ve benzeri açık dijital alanlarda gençleri şiddete ve bağımlılığa sürükleyici her oluşum başta aileler ve ilgili birimlerce dikkatle izleniyor?..
Eğitime ve okullara gelince, eğitim sistemimiz tüm bu yaşananlar çerçevesinde dünya genelinde olduğu gibi bizde de A’dan Z’ye yeniden gözden geçirilmelidir. Hem de hiç zaman kaybetmeden…
