We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Aylin Yılmazer yazdı: Rilke’nin Mezar Taşındaki Gülün İzinde

2 1 0
11.05.2022

RILKE’NIN MEZARIN TAŞINDAKİ GÜLÜN İZİNDE

“Gül,

Ey saf çelişki

Onca göz kapağı altında

Kimsenin uykusu olmamanın

Verdiği neşe”

Rainer Maria Rilke

Selahattin Yusuf, Hakikati Arayan Şair: Rilke başlıklı televizyon programında Alman şiirinin en lirik şairi Rainer Maria Rilke’nin mezar taşında yazan dizelerinde adı geçen “gül”ün izini sürmeyi öneriyor okurlara. Klasik şiirimizin en önemli motiflerinden biri olan “gül”; mitoloji, halk edebiyatı, batı şiiri ve hatta Oscar Wilde’ın öykülerine kadar geniş bir alanda sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bu geniş alanda “gülün izini sürmek” pek o kadar kolay olmasa da yolun başında Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde okutulan “Eski Türk Edebiyatı” derslerine uğramak doğru olacaktır.

Eski Türk Edebiyatı alanında önemli çalışmalar yapan ve kendini “Eski edebiyat”a hapsetmeden Yeni edebiyat ve Eski edebiyat ve Batı edebiyatı arasında metinlerarası çalışmalar yapmamızı sağlayan Değerli Hocam Prof. Dr. Tunca Kortantamer, Divan şiirinin şerhi konusunda bizlere büyük katkıda bulunmuştur. Yüksek Lisans’ta da Divan Şiiri derslerimizde Prof. Dr. Cemal Kurnaz’ın eserleri, Divan şiirinde kullanılan mazmunları derinlemesine tanıma fırsatı vermiştir bizlere.

Dilimize Farsça’dan geçen gul گل sözcüğünün genel anlamı çiçektir. Gül, şiirimizde türlü özellikleri ile sevgiliyi anlatmak için kullanılan en yaygın mazmundur. Ömrünün kısa olması ile bilinen gül, kokusu rengi ve güzelliği ile çiçeklerin sultanıdır. Çağrışım alanının genişliği ve mitolojik hikâyelere konu olması nedeniyle şairlerin tercihi “gül”den yana olmuştur. Gülün gonca hâli ile açılmış hâli arasındaki fark bile sevgilinin farklı kişilik durumlarını anlatmakta şairlere imkân sunmuştur.

Yunan Mitolojisinde, Chloris isimli çiçek tanrıçası tarafından yaratılan gül, çiçeklerin kraliçesi olarak bilinir. Kırlarda gezerken cansız bir peri bulan Chloris, ona yardım etmeleri için tanrıları çağırır. Yardıma gelen tanrılar güle güzel koku, renk ve güneş ışınları verirler ve gül, tanrıların ellerinde yaratılır.

“Divan edebiyatının en önemli mazmunlarından biri olan “gül”, yeni şiir anlayışıyla başkalaşmış ve dönüşmüştür. Saraylarda, bahçelerde el üstünde tutulan gül artık sokağa düşmüştür. Ve gülü kaldırma işi yine bir şaire düşmüştür.” Cemal Süreya’nın ‘gül’ imgesini kullanması tesadüf değildir. Hilmi Yavuz “Gül” şiiri için “Gül şiirine gelinceye değin, her akşam sokak ortasında öldükçe gülün tam ortasında ağlayan birini daha görmemiştik hiçbirimiz.” der. Hilmi Yavuz, Behçet Necatigil’in bir şiirinde geçen , “Solgun bir gül oluyor dokununca” mısraını duygu yüklü bir laytmotif olarak kullandığını belirtir şairin. Edip Cansever’in “Gül Kokuyorsun” şiirini ve Sezai Karakoç’un, “Gelin gülle başlayalım atalara uyarak/Baharı koklayarak girelim kelimeler ülkesine” dizelerini de bu noktada hatırlayalım.

Ve tabii İlhan Berk’in bu dizelerini de:

Biliyor musun sen bir şiirde ilk satırsın ilk sözcük

Beyaz bir gül

Beyaz bir gül ne kadar beyaz olursa o kadar

Ne kadar suysa bir su

O kadar

… (İlhan Berk, Yüz)

Divan Şiirine ait bir beyiti şerh ederken mazmunların katman katman anlam yaratması ve bu mazmunlarda söz sanatları ile yeni yeni pencereler açılması kısacası okuru bir imgelem alemine çağırması beyite hacim kazandırır. Bu durum Swann’ların Tarafı adlı romanda Marcel Proust’un kullandığı şu imgeye çok benzer: Ve tıpkı Japonların, suyla dolu porselen bir kaseye attıkları silik kağıt parçalarının suya girer girmez çözülüp şekillenerek, renklenerek belirginlik kazandığı, somut, şüpheye yer bırakmayan birer çiçek, ev, insan olduğu oyunlarındaki gibi, hem bizim........

© Edebiyat Burada


Get it on Google Play