We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Çağın şahidi ve şehidi Seyyid Kutup

2 0 0
12.09.2021

19. Yüzyıl ile 20. Yüzyıl, Batı sömürgeciliğine ve onun yerli işbirlikçilerine karşı İslam’ın izzet ve şerefini savunan direniş hatlarının berkitildiği, Allah yolunda sayısız şehitlerin verildiği bir zaman kesitidir. 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren İslam ülkeleri Batı sömürgecilerinden bağımsızlıklarını kazanmışlar, fakat bu kazanım bağımsızlığı temsil eden yönetici elitlerinin delalet ve hıyanetleri nedeniyle akim kalmış, ‘yeni bir sömürgecilik’ düzeni yürürlüğe konulmuştur.

Şehit Seyyit Kutub böylesi bir zamana şahit olmuş ve İslam’ın aziz mesajını şahidi olduğu zamanın şartları bağlamında Müslümanlara ulaştırmaya çalışmış ve bu yolda da şehit edilmiştir. Seyyit Kutub’un temel kalkış noktası hak ile batılın biri birlerine karışmış olduğu gerçeğinden hareketle oluşmuştur. Kendisini Müslüman addeden fakat İslam’ın temel prensiplerine dahi uygun davranmayan hatta İslam’a savaş açmış bulunan başta asker ve sivil yönetici eliti olmak üzere sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik hayatı temsil eden unsurlar ile çatışmış ‘hak ve batıl’ kavramları dâhilinde onları temel eleştiriye tabii tutmuş, Kur’anî ıstılahlar çerçevesinde onları isimlendirerek tanımlamıştır.

Kutub’un eserlerindeki ana tema; hak olan ile batıl olanın tam bir ayrımını yaparak kendisini Müslüman olarak tarif eden toplumsalı gerçek İslam ile tanıştırmak ve bu tanışıklık ile birlikte hakkın galebe çalması için toplumsalı ‘devrimci’ bir ruh ile harekete geçirmektir. Kutub’un devrimci dinamizmini ise ‘cihad’ kavramı oluşturmaktadır. Kutub, eklektik bir İslam anlayışına karşıdır. Yaşamış olduğu Mısır’ın sömürgecilik ve sömürgecilik sonrası dönemlerine şahit olan Kutub, Batılı sömürgecilerin ve onun yerli işbirlikçilerinin İslam’ı toplumsal üzerinde bir tahakküm aracı olarak nasıl kullandıklarını görmüş, Kur’an ve Sünneti çağdaşı olduğu zeminin şartları bağlamında seslendirmiş, İslam’a eklenmek istenen milliyetçilik, sosyalizm, laiklik, diktatörlük, demokrasi, moderizm, modernleşme, kapitalizm vb. mülahazaları, Kur’an ve Sünnet bağlamında yüksek bir sesle eleştirmiştir. Buna karşılık; gelişme, kalkınma, sosyal adalet, kölelik ve sömürü düzeni gibi güncel sorunlara, İslam’ın özgün kavramları dâhilinde yanıtlar aramış ve çözüm önerilerini seslendirmiştir.

Seyyid Kutub’un temel yaklaşımlarını ana başlıklar altında sıralamak mümkündür.[1]

Toplum Müslüman ve câhilî olmak üzere ikiye ayrılır. Müslüman toplum sadece Allah'a kul olup hayatını O'nun hükümlerine göre düzenleyen insanların oluşturduğu toplumdur. Câhiliyye toplumu ise, İslam inancı, düşüncesi, hukuku, ahlakı ve davranış kurallarının hâkim olmadığı toplumdur. Bu toplumla mücadele, tebliğ ve cihat vasıtasıyla yapılır.

Mücadeleyi yürütecek öncü bir cemaatin öncelikle oluşması gerekir. Bu cemaat, şirk ve küfrün tüm çeşitlerinden arınmış saf bir akide (tevhid) temelinde bir araya gelir ve mücadelesini 'Rabbani yöntem' adı verilen, tüm peygamberlerin Kur'an'da anlatılan mücadele yöntemini izleyerek gerçekleştirir. Bu yöntem, fedakârca yürütülen, dünyevî beklentiler taşımayan, sadece Allah rızasını gözeten, en önemlisi, câhiliyye sistemiyle asla uzlaşmaya girmeyen bir mücadeleyi gerektirir. Dinin kendisi ilahi kaynaklı olduğu gibi onun hareket metodu da ilahidir. Öncüler bu metodu izleyerek amaçlanan İslam hâkimiyetine, yani dârü'l-îslâm'a ulaşabilirler. Kutub, bu öncü gruba uzun ve zorlu yolculuğunda rehberlik etmesi için Yoldaki İşaretleri yazdığını söyler.

Kutub bu fikirleriyle önemli noktalarda Bennâ'dan ayrılmaktadır. Kutub, Müslümanlardan oluşsa bile muhatap olduğu toplumun câhiliyye niteliğini öncelikle göz önüne alarak, bu toplum tevhid akidesine boyun eğmeden yapılacak İslami hükümet talebinin bir oyalanma olduğunu düşünmektedir. Yönetim şeklen değişse bile câhiliyyenin varlığını sürdüreceği kanaatindedir.

Seyyid Kutub’un Kur’an ışığında hak olan ile batıl olanı tam bir ayrıştırmaya yönelik faaliyetleri Mısır’ın muktedirleri tarafından tehlikeli olarak görülmüş uzun ve işkencelerle dolu bir hapis hayatını yaşamaktayken bu defa onu şehit etmişlerdir. Diğer taraftan ise; Seyyid Kutub’un takipçilerinden bazı unsurlar, onun bu yöntemini yaşadıkları toplumları ile ayrışma olarak algılamışlar, tebliğe muhtaç toplumsal ile kavga yolunu seçmişlerdir. Seyyid Kutub’un mensubu olduğu İhvân-ı Müslimîn (Müslüman Kardeşler) teşkilatının ‘Siyasal Islahatçılık’ temelli görüşlerinden ayrı düşündüğü bir vakıadır. Kutub’un takipçileri bu ayrışmayı derinleştirmişlerdir.

‘Kaldıkları cezaevlerinde şiddetli baskı ve işkencelere maruz kalan İhvân mensubu bir kısım İslamcı mahkûm, psikolojik durumlarının da etkisiyle söz konusu radikal kavramlara sempati duydu. Kutub'un kasdetmediği boyutlarda onun fikirlerini yorumladı. Uzlaşmacılıkla suçladıkları îhvân'dan koptu. Şiddet yanlısı ve dışlamacı tutumlara sahip marjinal oluşumlara kaydı. Bazısı câhili saydığı toplumdan kendisini tamamen soyutladı. Camileri terkettiler; okudukları okulları, çalıştıkları devlet memuriyetlerini bıraktılar. Bazıları bombalama, adam kaçırma ve suikast eylemleriyle gündeme geldi. Eğitimci Dr. Salih Seriyye'nin Akademi hareketi, ziraat mühendisi Şükrî Mustafa'nın Tekfir ve'l-Hicre cemaati, elektrik mühendisi Abdüsselam Ferec'in ve tıp doktoru Eymen ez-Zevâhirî'nin Tanzîmü'l-Cihâd teşkilatları ile el-Ezher hocası Dr. Ömer Abdurrahman'ın dini rehberliğini yürüttüğü el-Cemaatü'l-İslamiyye bu tür oluşumlardandır.’[2]

Seyyid Kutub önemli eserlerini ağır işkenceler gördüğü hapishane şartlarında yazmıştır. Dolaysıyla Kutub’un seslendirdiği fikirler geniş tabanlı istişare ve kritiklerden mahrum kalmıştır. Seyyid Kutub merkezli tartışma ve analizlerde bu durum sürekli olarak göz ardı edilmektedir. İhvân-ı Müslimîn (Müslüman Kardeşler) teşkilatının ‘Siyasal Islahatçılık’ temelli fikirlerinin Seyyid Kutub merkezli ‘Radikalleşme’ eğilimine girmesinin........

© Düşünce Mektebi


Get it on Google Play