Savaşların gölgesinde politik şiddet ve politik risk sigortaları

İnsanlık Tarihi, Biraz Da Çatışmaların Ta­rihi. Toprak İçin, Su İçin, enerji; bazen güç, bazen prestij için… Sebepler değişse de sonuç hep aynı: belirsizlik, kayıplar ve tüm dünyada ekonomik kaos.

Bugün yaşanan çatışmalar yalnızca askeri bir mesele değil. Limanları durduruyor, üre­tim bantlarını susturuyor, tedarik zincirle­rini kırıyor. Bir coğrafyada başlayan bir kriz, binlerce kilometre ötede faaliyet gösteren şirketlerin bilançosuna kadar uzanıyor.

Modern dünyada savaş ve politik şiddet ar­tık yalnızca güvenlik meselesi olmanın öte­sinde finansal dayanıklılık ve risk yöneti­mi meselesi haline geldi.

Çünkü her kriz, kritik bir soruyu berabe­rinde getiriyor: Bu risklerin maliyeti nasıl yö­netilecek?

Savaş: Sigortanın en zor sınavı

Sigortacılık açısından savaş, her zaman en zor yönetilen risklerden biri olmuştur. Çünkü savaşın başlangıcı, süresi ve yaratacağı hasa­rın büyüklüğü çoğu zaman öngörülemez. Bu nedenle genellikle kapsam dışında tutulan savaş riski için, küresel ticaretin devamında kritik olan nakliyat, gemi ve uçak sigortaları branşlarında sınırlı çözümler mevcut.

Toplumsal hareketler sigorta dünyasın­da farklı bir başlığın konusu. Grev, lokavt, halk hareketleri, kötü niyetli hareketler ve terör teminatları işletmelerin bu olaylardan doğabilecek fiziksel zararlarını karşılamak üzere poliçelere ekleniyor. Örnek verirsek; bir protesto ya da grev nedeniyle faaliyet­lerin durması tazminat nedeni değil, ancak olay sırasında tesislere zarar verilmiş ve iş­letme çalışamaz hale gelmişse, hem fiziksel hasar hem de buna bağlı kar kaybı teminat kapsamına alınabiliyor.

Politik şiddet sigortasının doğuşu

2001 yılında gerçekleşen 11 Eylül saldırıları, yalnızca dünya siyasetini değil, sigorta sektörü­nün risk algısını da kökten değiştirdi ve bağım­sız bir terör sigortası piyasası yarattı

Ancak zaman içinde riskler daha karmaşık­laştı. Bugün bir terör ya da halk hareketiyle baş­layan bir olay şekil değiştirebiliyor, yalnızca si­gorta şirketlerini değil, tüm ekonomik sistemi zorlayabilecek büyüklüğe ulaşabiliyor.

Kitlesel protestolar, darbeler, iç savaşlar ve siyasi gerilimler de işletmeler için ciddi teh­dit haline geldi. Yalnızca fiziksel varlıkları değil, iş sürekliliğini ve ekonomik sürdürüle­bilirliği de etkileyen bu olaylara karşı gelişti­rilen Politik Şiddet Sigortası (Political Vi­olence Insurance – PVI), klasik teminatla­rın ötesinde bir çözüm.

Terör, sabotaj, ayaklanma, darbe ve iç savaş gibi olaylar sonucu oluşan fiziksel zararları ve buna bağlı kar kayıplarını kapsayan bu sigor­tada nükleer, biyolojik, kimyasal ve radyolojik tehditler gibi sistemik riskler kapsam dışında.

Politik risklerin yüksek olduğu bölgelerde faaliyet gösteren şirketler için yalnızca kla­sik terör ve politik şiddet teminatları yeterli olmayabilir. Genellikle yatırım sigortası ola­rak bilinen, özellikle yurt dışı yatırımları için geliştirilen Politik Risk Sigortası (PRI) ka­mulaştırma, ödeme engelleri ve para transfe­ri kısıtlamaları gibi finansal risklere karşı ko­ruma sağlıyor. Bu sofistike teminat yatırım­cılar ve finansörlerin en sık başvurdukları çözümler arasında yer alıyor.

Şirketler hangi koruma modelini seçmeli?

Doğru sigorta modelini seçerken, içinde bulunulan coğrafyanın risklerini doğru oku­mak gerekiyor. İşletmeler için doğru sigor­ta çözümü seçmek, yalnızca hasar sonrası fi­nansal destek sağlamak değil; sürdürülebilir­liğin temel yapı taşlarından biri haline gelen stratejik bir karar. Bugün pek çok yatırımcı­mız, faaliyet gösterdiği coğrafyanın jeopolitik risklerini doğrudan üzerinde taşıyor.

Ekonomilerin sistemlerin güçlü, işletmele­rin ayakta kalabilmesi ve toplumların yeniden ayağa kalkabilmesi için güven ortamı gerekir. Sigortanın rolü de tam da burada başlar “yal­nızca hasar ödemek değil; belirsizlikler karşı­sında güven üretmek”.

Savaşların sebepleri değişiyor, yöntemleri dönüşüyor, ama risk ortadan kalkmıyor. Bu ne­denle, Atatürk’ün yıllar önce söylediği cümle bugün hâlâ güçlü bir hatırlatma:

“Yurtta sulh, cihanda sulh.”


© Dünya