Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bosna-Hersek, Sırbistan ve Hırvatistan’a yönelik Balkan turu, kritik zamanda, kritik bir seyahat oldu.

Gezi, hem Türkiye iç kamuoyuna hem de uluslararası kamuoyuna yönelik pek çok hedef barındırıyor.

Seyahatin dış politika hedefi Erdoğan’ın uluslararası alandaki kişisel konumunu güçlendirmek;

Ukrayna-Rusya tarım ürünleri ithalat anlaşmasında oynadığı rol, Ankara’nın hem Batı hem de Rusya nezdinde konumunu güçlendirip, Ukrayna savaşı konusunda izlediği dış politikanın meşruiyetini sağlamıştı. Ancak etkisi çok uzun sürmedi.

Bugünlerde özellikle Batı’dan Ankara’ya yönelik Rusya yaptırımlarına katılma baskısında ciddi artış var. Dolayısıyla AK Parti hükümeti uluslararası alanda yeniden konumunu güçlendirecek yeni bir girişime ihtiyaç duymaya başladı. Balkan turunu, bu açıdan okumak gerekiyor.

Erdoğan, Balkan gezisinin Bosna-Hersek ayağında, ülkedeki Sırp, Hırvat ve Boşnak liderlikleri arasındaki pek çok anlaşmazlık konusuna dahil olmaya çalıştı.

Bosna savaşının ardından 1995’te imzalanan Dayton Antlaşması ile, Bosna Hersek devlet yönetimi -tıpkı Lübnan ya da Irak gibi- etnik ve dini temele dayalı kota sistemine göre oluşturuldu. Bosna-Hersek çatısı altında bir Sırp cumhuriyeti, bir de Hırvat-Boşnak cumhuriyeti oluşturuldu. Ülkenin çatı yönetimi de, üç kökenden gelen siyasetçilerin oluşturduğu Cumhurbaşkanlığı Konseyi’ne bırakıldı.

Ancak hükümetteki bu etnik-dini kota sistemi, değil ülke yönetimini kolaylaştırmak, Bosna-Hersek’i yeniden bölünmeye doğru taşımaya başlamış durumda bugünlerde.

Bosna’da şu anda iki farklı gerilim mevcut;

Erdoğan’ın ziyaretinde Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin Sırp, Hırvat ve Boşnak temsilcileri Erdoğan’la aynı masa etrafına oturtulmaları başarıldı. Ancak oturma düzeninde bile anlaşmazlıkların yerli yerinde durduğunu kanıtlar nitelikteydi; Bosna-Hersek protokolüne göre, ziyarete gelen yabancı lider bir tarafta, Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin üç üyesi ise, dönem başkanlığı sırası uyarınca diğer tarafta oturması gerekiyordu. Bosnalı Sırp lider Dodik ise, masada Bosna’nın Boşnak ve Hırvat Cumhurbaşkanlığı konsey üyeleriyle aynı tarafta değil, Erdoğan’ın diğer tarafında oturmayı tercih etti. Belli ki Erdoğan bu alandaki gerilimin düşürülmesini sağlayamadı.

Bosna-Hersek’in çatısı altındaki Boşnak-Hırvat cumhuriyetinde de işler karışık; Hırvatlar, Dayton’da kendilerine verilen yönetim/bürokrasi kotasının fazlasının peşine düşmüş durumdalar. Dayton anlaşmasının “koruyucusu” konumundaki Yüksek Temsilci Christian Schmidt’in, ülkedeki seçim yasasını değiştirerek, Hırvatlar’ın temsil hakkını arttıracağına ilişkin söylentiler de gerilimi iyice yükseltti.

Erdoğan bu konuda da arabuluculuğa soyundu. Ancak sadece Bosnalı yetkililer değil, Hırvatistan da diplomatik bir dille Ankara’ya “bu işe kalkışılmaması” mesajını iletti. Gezinin Hırvatistan ayağında Hırvat Cumhurbaşkanı Milanoviç, Erdoğan’la Bosna-Hersek konusunda “görüş ayrılığı içinde olduklarını” söyledi ve ekledi; “Dayton anlaşmasının uygulanması konusunda bazı çekincelerimiz var”.

Erdoğan’ın Sırbistan ile Kosova arasında yaşanan gerilime odaklandı. Sadece birkaç hafta önce Sırbistan’ın tanımadığı Kosova ile arasında, sınır ve araç plakaları nedeniyle ciddi bir gerginlik yaşanmış, uluslararası aktörlerin devreye girmesiyle bu kriz, fazla büyümeden askıya alınabilmişti. İki taraf arasındaki krizin silahlı çatışmaya dönüşmesi engellenmiş olsa da, gerilim hala yerli yerinde duruyor.

Ancak Ankara’nın bu konuda “devreye girme” çabası, şimdilik bizzat Kosova yönetimi tarafından durdurulmuş görünüyor. Kosova Başbakanı Albin Kurti, Sırbistan ile aralarındaki soruna ilişkin arabuluculuğun Avrupa Birliği tarafından yürütülmekte olduğunu, bu sürecin ABD tarafından da desteklendiğini söyledi. Kurti’nin bu sözleri Erdoğan’a yönelik kibarca “karışma” mesajından başka bir şey değil elbette.

Balkan gezisinin Türk iç politikasına yönelik ayağında ise, AK Parti’nin 2023 seçimlerinde kullanacağı seçim propagandası hedefi var;

Ekonomik kriz nedeniyle AK Parti hükümetinin İsrail, Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile, son olarak da Suriye’ye yönelik politikalarda yaptığı “U dönüşleri” kendi seçmeninde bile hoşnutsuzluk yaratmış durumda.

Ak Parti, bu durumun üzerini örtebilmek için, Erdoğan etrafında bir “dünya lideri” kültü oluşturma çabasına girmiş görünüyor. Ukrayna tahıl anlaşması bu algı konusunda önemli bir adımdı. Balkan turundaki arabuluculuk ile de, bunun güçlendirilmesi amaçlandı.

Ancak gerek Balkan sistematiğindeki karmaşa, gerekse Avrupa Birliği’nin bölgedeki büyük ekonomik ve siyasi etkisi -şimdilik- Ankara’nın arabuluculuk çabalarını akamete uğratmış görünüyor.

Erdoğan’ın Balkan gezisine ilişkin son not ise sembolik bir jeste yönelik;

Ziyaretin Hırvatistan ayağında, Sisak şehrinde bizzat Erdoğan’ın adını taşıyan bir “İslam Merkezi” açıldı. Sisak şehri, Osmanlı tarihinde 1593 Kulpa Bozgunu’nun yaşandığı yer olması açısından önemli. Kulpa Bozgunu, Hırvatistan ordusu tarafından Osmanlı’nın Doğu Avrupa’ya ilerleyişini durduran savaş olarak anılıyor tarihte. Şimdi aynı yerde bir “İslam Merkezi” kurulması, üstelik buna Erdoğan’ın adının verilmesi ne anlama geliyor olabilir?

Yorum, okuyucunun…

QOSHE - Erdoğan’ın Balkan turu: Yeni arabulucuk denemesi - Zeynep Gürcanlı
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Erdoğan’ın Balkan turu: Yeni arabulucuk denemesi

31 5 1
10.09.2022

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bosna-Hersek, Sırbistan ve Hırvatistan’a yönelik Balkan turu, kritik zamanda, kritik bir seyahat oldu.

Gezi, hem Türkiye iç kamuoyuna hem de uluslararası kamuoyuna yönelik pek çok hedef barındırıyor.

Seyahatin dış politika hedefi Erdoğan’ın uluslararası alandaki kişisel konumunu güçlendirmek;

Ukrayna-Rusya tarım ürünleri ithalat anlaşmasında oynadığı rol, Ankara’nın hem Batı hem de Rusya nezdinde konumunu güçlendirip, Ukrayna savaşı konusunda izlediği dış politikanın meşruiyetini sağlamıştı. Ancak etkisi çok uzun sürmedi.

Bugünlerde özellikle Batı’dan Ankara’ya yönelik Rusya yaptırımlarına katılma baskısında ciddi artış var. Dolayısıyla AK Parti hükümeti uluslararası alanda yeniden konumunu güçlendirecek yeni bir girişime ihtiyaç duymaya başladı. Balkan turunu, bu açıdan okumak gerekiyor.

Erdoğan, Balkan gezisinin Bosna-Hersek ayağında, ülkedeki Sırp, Hırvat ve Boşnak liderlikleri arasındaki pek çok anlaşmazlık konusuna dahil olmaya çalıştı.

Bosna savaşının ardından 1995’te imzalanan Dayton Antlaşması ile, Bosna Hersek devlet yönetimi -tıpkı Lübnan ya da Irak gibi- etnik ve dini temele dayalı kota sistemine göre oluşturuldu. Bosna-Hersek çatısı altında bir Sırp cumhuriyeti, bir de Hırvat-Boşnak cumhuriyeti oluşturuldu. Ülkenin çatı yönetimi de, üç kökenden gelen siyasetçilerin oluşturduğu Cumhurbaşkanlığı Konseyi’ne bırakıldı.

Ancak hükümetteki bu etnik-dini kota sistemi, değil ülke yönetimini kolaylaştırmak, Bosna-Hersek’i yeniden bölünmeye doğru taşımaya başlamış durumda bugünlerde.

Bosna’da şu anda iki farklı gerilim mevcut;

Erdoğan’ın ziyaretinde Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin Sırp, Hırvat ve Boşnak temsilcileri Erdoğan’la aynı masa etrafına........

© Dünya


Get it on Google Play