Türkiye’nin dış ticaretinde 2025 muhasebesi: Katma değer mi, miktar mı?
Türkiye ekonomisinin can damarı olan dış ticaret, 2023 yılında başlayan “yeni dengelenme” sürecinin en somut sonuçlarını 2025 yılında verdi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2026 yılı Şubat ayında açıkladığı güncel veriler, dış ticaretin sadece rakamsal bir büyüklükten ibaret olmadığını, aynı zamanda küresel ekonomideki yerimizi tayin eden stratejik bir satranç tahtası olduğunu bir kez daha kanıtladı. 2025 yılı, yüksek birim değer artışları ile miktar bazındaki durgunluğun çarpıştığı, ihracatın menzilini artırırken ithalatın yapısal baskısını hissetmeye devam ettiği bir yıl olarak kayıtlara geçti.
Son üç yılın panoraması: 2023’ten 2025’e
Dış ticaret verilerine son üç yıllık geniş bir perspektiften baktığımızda, Türkiye’nin ihracat performansında kararlı bir yükseliş grafiği gözlemliyoruz. 2023 yılının sarsıntılarını atlatan ekonomi, 2024 yılında 261,7 milyar dolarlık bir ihracat hacmine ulaşmıştı. 2025 yılı sonu itibarıyla genel ticaret sistemine göre ihracatımız %4,4 oranında bir artışla 273,3 milyar dolara yükselerek yeni bir rekor kırdı.
Ancak madalyonun diğer yüzünde ithalat tarafındaki seyir, dış ticaret dengesi üzerindeki baskısını sürdürüyor. 2025 yılında ithalat, bir önceki yıla göre %6,2 artarak 365,3 milyar dolara ulaştı.
Bu durum, dış ticaret açığının %11,9 oranında genişleyerek 92,9 milyar dolar seviyesine çıkmasına neden oldu. 2024 yılında %76,1 olan ihracatın ithalatı karşılama oranının 2025’te %74,8’e gerilemesi, üretim modelimizdeki ara malı bağımlılığının hala en temel yapısal sorun olarak karşımızda durduğunu gösteriyor. Özellikle ara mallarının toplam ithalat içindeki payının %68,4 gibi yüksek bir seviyede kalması, ihracat artışının ithalatı da beraberinde sürüklediği bir döngüye işaret ediyor.
2025 analizi: Birim değerin gücü ve miktarın durgunluğu
2025 verilerindeki en çarpıcı detay, ihracatın niteliğinde saklı. Aralık ayı verileri incelendiğinde, ihracat birim değer endeksinin yıllık bazda %13 gibi güçlü bir artış gösterdiği görülüyor.
Bu, Türkiye’nin dünyaya sattığı ürünlerin birim fiyatının arttığı anlamına geliyor ki bu, katma değerli üretim hedefi için oldukça kritik bir başarıdır. Ancak aynı dönemde ihracat miktar endeksinin %0,4 oranında gerilemesi, küresel pazarlardaki daralmanın hacimsel büyümeyi baskıladığını gösteriyor. Özetle 2025’te Türkiye, daha fazla mal sattığı için değil, sattığı malı daha pahalıya satabildiği için kazandı.
Sektörel dağılımda imalat sanayinin %94,3’lük payı, Türkiye’nin bölgesel bir üretim üssü olma kimliğini pekiştiriyor. Ülke bazında ise Almanya 22,1 milyar dolarla liderliğini korurken, Birleşik Krallık, ABD ve İtalya en önemli pazarlarımız olmaya devam etti. İthalat tarafında ise Çin ve Rusya Federasyonu ile olan ticaret hacmimiz, enerji ve hammadde maliyetlerinin dış ticaret dengesi üzerindeki belirleyici rolünü sürdürdüğünü teyit ediyor.
2026 projeksiyonu: Riskler ve fırsat penceresi
2026 yılına dair beklentiler, hem içerideki ekonomik programın kararlılığına hem de dış dünyadaki jeopolitik istikrara bağlı. 2025 yılının son çeyreğinde dış ticaret hadlerinin 92,4 seviyesine yükselmesi, 2026 yılı için umut verici bir başlangıç noktası sunuyor. Dış ticaret hadlerindeki bu iyileşme, ihraç fiyatlarımızın ithal fiyatlarımızdan daha hızlı arttığını ve Türkiye’nin ticaret yoluyla refah transferi yapma kapasitesinin arttığını gösteriyor.
2026 yılı için öngörülerimiz; ihracatın 285-290 milyar dolar bandına yerleşeceği, ithalatın ise enerji fiyatlarındaki göreceli istikrarla 375-380 milyar dolar civarında dengeleneceği yönündedir.
Ancak bu projeksiyonun gerçekleşmesi için miktar endeksindeki yıllık %0,7’lik durgunluğun aşılması şart. 2026’da sadece “pahalı” satmak yetmeyecek, aynı zamanda yeni pazarlarda “hacimsel” bir genişleme de gerekecek.
Sonuç: Yeşil dönüşüm ve dijitalleşme şart
Türkiye, 2025 yılında küresel tedarik zincirindeki yerini sağlamlaştırmış olsa da, 2026 ve sonrası için “Yeşil Mutabakat” ve dijital dönüşüm süreçleri hayati önem taşıyor.
Özellikle en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliği’nin sınırda karbon düzenlemeleri, 2026 yılında ihracatçılarımız için en büyük sınav olacak.
Enerji dışı dış ticaret karşılama oranının %90,1 seviyesinde olması, Türkiye’nin üretim gücünün ne kadar yüksek olduğunu kanıtlıyor. Eğer enerji bağımlılığını azaltacak nükleer ve yenilenebilir enerji yatırımları ile teknoloji yoğunluklu ihracat birleştirilebilirse, 2026 yılı dış ticaret açığının kalıcı olarak küçüldüğü bir milat olabilir.
Türkiye ekonomisi için dış ticaret, artık sadece döviz getirici bir faaliyet değil, küresel rekabetçiliğin ve ekonomik egemenliğin en büyük tescil makamıdır. 2025 yılının dersleri, 2026’nın stratejisini belirleyecektir.
