Türkiye ekonomisinde enflasyonun yeni rotası

Türkiye ekono­misi için Hazi­ran 2023, sadece bir takvim değişikliği değil, aynı zamanda makroekonomik pa­radigmada köklü bir "rasyonele dönüş» eşiğiydi.

Bu tarihten itibaren uygulama­ya konulan sıkı para politikası, seçici kredi sıkılaş­tırması ve mali disiplin odak­lı yeni yol haritası, etkilerini en somut şekilde fiyat endeksle­ri arasındaki korelasyonda his­settirdi. Geçmişte üreticinin sırtında birikip tüketiciye yan­sıyan o devasa maliyet baskısı, bugün yerini daha öngörülebi­lir ve kontrol edilebilir bir den­ge arayışına bırakmış durumda.

Maliyet baskısından talep kontrolüne: Geçişkenlik etkisi

Haziran 2023 verilerine bak­tığımızda, yıllık TÜFE’nin %38,21, Yİ-ÜFE’nin ise %40,42 seviyelerinde olduğunu görü­yoruz. O dönemde kur korumalı mevduatın kademeli tasfiyesi ve döviz kurlarındaki serbestleş­me eğilimi, üretici maliyetleri üzerinde ciddi bir “maliyet itiş­li” baskı oluşturmuştu. Makro­ekonomik açıdan en kritik gös­terge olan ÜFE-TÜFE maka­sı, üreticinin üstlendiği ancak henüz rafa yansıtmadığı potan­siyel enflasyonu temsil eder. 2023’ün ikinci yarısında bu ma­kasın kapanmaya başlaması, bir yandan birikmiş maliyetlerin tüketiciye yansıtılma hızının arttığını, diğer yandan ise iç ta­lebin yüksek faiz ortamıyla diz­ginlenmeye başladığını kanıtlar nitelikteydi.

2024 yılı sonuna gelindiğinde tablo radikal bir değişim göster­di. Yıllık TÜFE %44,38 seviye­sindeyken, ÜFE %28,52 bandı­na gerileyerek makroekonomik literatürde “dezenflasyonist denge” olarak adlandırılan bir makas değişimi sergiledi. Üreti­ci fiyat artış hızının, tüketici fi­yatlarının belirgin şekilde altına inmesi, enflasyonun beslendiği ana maliyet damarının kurudu­ğunun en güçlü işaretidir. Üre­tim maliyetlerindeki bu yavaş­lama, sadece baz etkisiyle değil, aynı zamanda Türk lirasındaki stabilizasyon ve küresel emtia piyasalarındaki sakinleşme ile desteklendi. Ancak, asıl belirle­yici olan içerideki kararlı para politikası duruşuydu. Politika faizlerindeki artış, krediye eri­şimi zorlaştırarak tüketim işta­hını azalttı ve üreticinin “artan maliyeti fiyata sınırsız yansıt­ma” lüksünü elinden aldı.

2025-2026: Beklentilerin çıpalanması

2025 ve 2026 dönemine ait veriler, bu sabırlı politikanın meyvelerini topladığımız bir tabloyu önümüze koyuyor. Mart 2025’te TÜFE %38,10’a geriler­ken ÜFE %31,45 seviyelerinde kalarak düşüş trendini teyit et­mişti. En güncel veri olan Mart 2026 itibarıyla yıllık TÜFE %30,87’ye gerilerken, ÜFE’nin %28,08 seviyelerinde seyret­mesi, maliyet yönlü baskının artık bir “makroekonomik teh­dit” olmaktan çıktığını gösteri­yor. Aradaki farkın sadece 2,79 puan gibi dar bir aralıkta stabi­lize olması, piyasa aktörlerinin gelecek fiyatlamalarında rasyo­nel bir zemine oturduğunu ka­nıtlıyor.

Aşağıdaki tablo, Haziran 2023’ten bugüne uzanan bu üç yıllık keskin dönüşümü ve fiyat­lar arasındaki ilişkinin evrimini özetlemektedir:

Arz ve talep dengesinde yeni dönem

Üretici ve tüketici fiyatla­rı arasındaki bu korelasyonun sürdürülebilirliği, Türkiye’nin "kronik enflasyon» sarmalın­dan çıkışı için hayati önem ta­şıyor. Üretici fiyatlarının düşük seyretmesi, sanayicinin işletme sermayesi ihtiyacını azaltırken; tüketici fiyatlarındaki gerileme ise hanehalkının alım gücünü koruyarak toplumsal refahı des­tekliyor. Ekonomideki bu den­ge, sadece rakamsal bir başarı değil, aynı zamanda kurumla­rın güvenilirliğinin yeniden te­sis edilmesidir. 2024 sonunda %28’lere kadar inen üretici enf­lasyonu, 2026’da bu seviyeyi ko­ruyarak üretimde istikrarı kalı­cı hale getirmiştir.

Sonuç: Yapısal reformlarla taçlandırma

Sonuç olarak, ÜFE ve TÜFE arasındaki bu yakınsama, Türk lirasının reel değerlenmesi ve dış ticaret dengesindeki iyileş­me ile birleştiğinde gerçek anla­mını kazanmaktadır. Geçmişte %100’leri aşan üretici enflasyo­nunun yarattığı tahribatın ar­dından, bugün %30’ların altın­daki bir maliyet yapısı, yerli ve yabancı yatırımcı için “öngörü­lebilirlik” demektir.

Ancak unutulmamalıdır ki; sadece para politikası ile sağla­nan bu denge, yapısal reformlar­la tahkim edilmediği sürece dış şoklara karşı kırılgandır. Üre­ticinin ithal ara mala olan ba­ğımlılığı sistematik olarak azal­tılmadığı ve tarımsal üretimde verimlilik artışı sağlanmadığı sürece, küresel enerji fiyatları veya lojistik krizler bu hassas dengeyi yeniden bozabilir. Tür­kiye, Haziran 2023’te girdiği bu rasyonel yolda enflasyon cana­varını dizginlemeyi başarmıştır. Şimdi sıra, bu düşük enflasyon ortamını kalıcı bir üretim devri­miyle taçlandırmakta ve verim­lilik odaklı bir büyüme modeli­ne geçişi tamamlamaktadır.


© Dünya