Türkiye’de konut ve araç talebinin makroekonomik anatomisi

Türkiye ekono­misi, son yıllar­da geleneksel iktisat teorilerinin sınırla­rını zorlayan, ken­dine has dinamik­lerle şekillenen bir süreçten geçiyor. Bu sürecin en dikkat çekici yansıması ise finansman maliyet­lerinin zirve yaptığı bir dönemde dahi konut ve oto­mobil piyasalarındaki canlılı­ğın korunmasıdır.

Aylık ortala­ma %3 seviyesindeki araç kre­disi ve %2,65 civarındaki konut kredisi faizleri, yıllık bileşikte @-50 bandını aşan bir mali­yet yükü anlamına gelmesine rağmen, TÜİK verileri satışla­rın neden hala belirli bir hacmi koruduğunu anlamak için de­rin bir analiz gerektiriyor.

Yüksek faiz ortamında talebin canlı kalmasının temel makroe­konomik gerekçesi, tüketicinin enflasyon beklentisidir. Eğer bir ekonomide beklenen enf­lasyon, nominal kredi faizinden yüksekse veya ona yakınsa, “re­el faiz” negatif veya düşük ka­lır. Türkiye özelinde tüketiciler, aylık %3 faiz ödemeyi, satın ala­cakları varlığın fiyatının bir ay sonra %3’ten fazla artacağı kor­kusuyla rasyonalize etmekte­dir. Bu durum iktisatta “öne çe­kilmiş talep” (front-loaded de­mand) olarak adlandırılır.

TÜİK’in 2024 verilerine gö­re trafiğe kaydı yapılan ta­şıt sayısının ,5 artarak 2,6 milyon sınırına dayanması, otomobilin sadece bir ihtiyaç değil, aynı zamanda enflasyona karşı bir “değer saklama aracı” olarak görüldüğünün en somut kanıtıdır. 2025 yılında ise yük­sek faizlerin ve sıkı para poli­tikasının etkisiyle bu rakam­da %8,9’luk bir gerileme (2,3 milyon adet) görülse de, 2 mil­yon eşiğinin üzerinde kalınma­sı, otomobilin likit bir yatırım enstrümanı olma özelliğini sür­dürdüğünü göstermektedir.

Yüksek faiz oranları,........

© Dünya