Enflasyonla imtihandan “yumuşak inişe” Türkiye ekonomisi |
Türkiye ekonomisi için 2025 yılı, sadece bir takvim değişikliği değil; 2023 yılının ortalarında rotası çizilen rasyonel politikalara dönüşün en kritik “test sürüşü” oldu.
Yılın son gününde, geriye dönüp baktığımızda karşımızda hem umut veren bir dengelenme tablosu hem de çözüm bekleyen kronik yapısal zorluklar görüyoruz. 2025, Türkiye’nin “enflasyonist büyüme” modelinden “istikrarlı dezenflasyon” sürecine geçişinin mihenk taşı olarak kayıtlara geçti.
Yılın kuşkusuz ana gündem maddesi enflasyondu. 2024 yılını D bandında kapatan TÜFE, 2025 boyunca Merkez Bankası’nın (TCMB) kararlı duruşu, sıkı para politikası ve baz etkisinin desteğiyle kademeli bir düşüş sergiledi. Eylül ayı itibarıyla psikolojik sınır olan @’ın altına inilmesi ve yıl sonunda 0-32 bandına yaklaşılması, dezenflasyon sürecinin işlediğinin somut bir kanıtı oldu.
Ancak madalyonun diğer yüzünde, hizmet enflasyonundaki katılık ve beklentilerin tam olarak çıpalanamamış olması yer alıyor. Kira artışları, eğitim ve sağlık gibi kalemlerdeki fiyatlama davranışları, para politikasının etkisinin bu alanlara sirayet etmesinin zaman aldığını gösterdi. Orta Vadeli Program (OVP) başında hedeflenen daha iddialı seviyelerin bir miktar uzağında kalınması, enflasyonla mücadelenin sadece faizle değil, topyekün bir mali disiplinle yürütülmesi gerektiğini bir kez daha hatırlattı.
2025’in en çok tartışılan konularından biri büyüme kompozisyonuydu. Politika faizinin uzun süre yüksek seviyelerde tutulması ve kredi musluklarının seçici olarak kısılmasıyla iç talepte belirgin bir........